Yurt dışına taşınmak üzerine röportajlar serisi-2: Almanya’da yaşam

(Röportaj serisinin ilki Çekya’da yaşam, üçüncüsü Romanya’da yaşam dördüncüsü Çin’de yaşam ve beşincisi Kazakistan’da yaşamı okumak için de linklere tıklayabilirsiniz.)

Bundan yaklaşık 10 yıl önce büyük bir hevesle amatör blogumda gezi yazıları yazmaya başlamışken başka bir blogger üzerinden buldum Özlem’in internet sitesini. O zaman Instagram, Facebook gibi mecralar yok. Yani tanıtım yok. 🙂 Arama motorunda blogun çıkıyorsa şanslısın!

Özlem’in popüler kültürün etkisinden uzak kaliteli içeriğe sahip bir blogu vardı. İlk keşfettiğimde bir çırpıda tüm yazılarını okumuştum. Okuduklarımda tamamen kendimi bulmuştum. Hiç tanımadığım halde yoğun bir hayranlık besledim kendisine. (Bu kısmı sanırım Özlem de ilk defa duyacak!) Seneler sonra instagram hayatımıza girdikten sonra konuşma şansını yakaladık. Hatta güzel bir röportaj fikri çıktı ortaya. Bu yazıyı okuyanlar gibi ben de onunla ilgili bazı detayları ilk defa duyacağım. Çok fazla ortak nokta yakaladığım için konuşacak çok konu var bence.

Özlem’cim röportajın ilk bölümünde Almanya’da yaşam üzerine değinmek istiyorum ikinci bölümünde blogumda da epey yer verdiğim yurt dışında annelik üzerine konuşmak istiyorum. Benden daha gezgin ruhlu birini bulduysam seyahatlerini sormazsam çatlarım. 🙂 Son bölümde 3-4 senedir benim de ilgi alanıma giren farkındalık hakkında sorularım var çünkü öğrendiğim kadarıyla yoğun gezi programının arasına koçluk eğitimi için de zaman bulmuşsun. Cidden Bravo!

Hazırsan başlayalım😊

Kısaca kendinden bahseder misin? Hayatı dolu dolu yaşamayı seven gezgin ruhlu ve annesin. Hatta ben senin bir ara evde oturmadığını düşünmeye başlamıştım. 🙂 Sürekli seyahat halindeydin. Nasıl başladı yurt dışı serüvenin?

Teşekkür ederim. Çok nazik bir açılış yapmışsın, biraz yanaklarım kızardı. İnsanın kendini anlatması da çok zor. Klasik cevaplardan hemen bahsedip geçeyim. Üniversite’yi Marmara Üniversitesinde okudum. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri mezunuyum. Çok keyifli olmadı benim üniversite hayatım çünkü okuduğum bölümü pek sevemedim. Ama mezun olduktan sonra İstanbul Ticaret Üniversitesinde Psikoloji masteri yaptım. İşte o 2 sene okul hayatımın en güzel zamanlarıydı. Hem çalışıp hem akşamları okula gidiyordum. İnanılmaz bir tempoda yaşıyordum ama mutluydum.

Gel gelelim şimdi ki Özlem’e… Sanırım en son vardığım noktada şu an ki halimden bahsetmem daha iyi olacak. Ben anneliğin içinde kendini kaybetmiş biriyim bu aralar. Instagramda kızımız için bir hesap açtık doğduğunda ve bir hashtag bulduk kendimizce lifeisdefne diye. İşte benim hayatımın en kısa özeti aslında. Evet, çok sevdiğim hobilerim var ya da vardı. Bir süredir atıl halde bir kenarda duruyorlar. Bir tanesi seninle tanışmamıza vesile olan blogum. Yazmayı çok seviyorum, fotoğraf çekmeyi ama en çok da keşfetmeyi seviyorum. Gezmek aslında gidip görmekten öte bir şey. Sen de öyle geziyorsun o yüzden bu dediğimi çok iyi anlarsın diye düşünüyorum. Keşfetmek, tanışmak, yeni yollar bulmak, yeni yemekler yemek, anı yakalayıp instagrama koymak… Bir de ülkelerle ilgili okumayı çok seviyorum. Tarihlerini, liderlerini, mutfaklarını artık o an ilgimi ne çekiyorsa.

Kızım Defne ile gezmek ise çok ayrı bir serüven. Orada sınırların sonuna kadar zorlanıyor. Fiziksel gücün, sabrın, kişiliğin, geçmişin vs. Bir de sürekli bir öğretmenlik hali var tabi. O öyle yapılmaz, bunu bir de böyle deneyelim, aralara serpiştirilen coğrafya bilgileri, azıcık tarih filan çılgın bir süreç yani. Ama bizim için Defne’nin de bu gezgin ruhu sahiplenmesi önemli. Gerçi o en çok evde vakit geçirmeyi seviyor ama biz ona yine de dünyayı göstermeye kararlıyız.

Seni yurt dışına sürükleyen şey neydi? Neden yurt dışında eğitim ardından çalışma kararı verdin?

Sanırım keşfetme isteğiydi. Dilimi geliştirmek için Londra’ya gittiğim yazlarda farklı memleketlerden bir sürü arkadaş edinmiştim ve hepsinin de ülkesini kültürünü merak eder olmuştum. Zaten yurt dışı gezilerim de (Londra’yı saymazsak) böyle başladı. Önce bir arkadaşım beni Macaristan’a çağırdı sonra diğeri Slovenya’ya derken bir bakmışım gezmek en sevdiğim şeylerden biri olmuş. Fırsat bulduğum her alanı böyle değerlendirdim. Yeni kurslar, yeni eğitimler, en ufak tatil zamanları…. derken derken 30’dan fazla ülke görmüş olarak bugünlere geldim. Ama sanırım home office (evden) çalışmamın da çok büyük etkisi oldu. Uzun süre 9-6 ofis işi yaptıktan sonra hayatta bana sunulan en büyük lütufa evet dedim ve böylece internet ve bilgisayarımın olduğu her yer ofisim olabildi. Bir İngiliz firmasında danışmanlık yaparak, proje bazlı çalıştım. En büyük tutkusu gezmek olan biri için tahmin edersin ki çok rahat bir meslek. Böylece en büyük özgürlüğü yakalamış oldum. Sonra gezmeyi seven bir kocam oldu ve o noktadan sonra bizi kimse tutamadı. Hani dedin ya bir ara evde oturmadığını düşünüyordum diye. Seninle birlikte gezen bir kocan olunca o iş daha da kolay oluyor. Biz her fırsatı zorladık hayat da sağ olsun bizi kırmadı. 3 ülkede yaşadık biz eşimle beraber. Her ülkenin de hakkını verdik sanırım. Hem ülke içi hem sağı solu neresi varsa gezdik. Kütüphanemiz gezi rehberleriyle dolu. En sevdiğim kitap rafı 😊

 

Yurt dışında çalışmak/ okumak isteyenler için tavsiyelerin neler?

Türkler olarak biz bu konuda biraz şanssız başlıyoruz maalesef. Önümüzde çok büyük bir vize problemi var. Okumak için ise ciddi bir finansman gerekiyor. Avrupa Birliği vatandaşı olmadığımız için okullara çok ciddi paralar ödemek zorunda kalıyoruz. Öğrencilere en büyük tavsiyem okuldan ziyade bölüm seçmeleri. Okumak istedikleri alanda nerede olurlarsa olsunlar daha başarılı olacaklarını düşünüyorum. Her üniversitenin her bölümü aynı seviyede olmayabiliyor. Okudukları bölümü severlerse o zaman önlerindeki uzun yol daha keyifli olur. Ve mutlaka gidecekleri ülkenin dilini öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Evet İngilizce her yerde geçerli bir dil ama ülkeye uyum sağlamak ve daha az yabancı hissetmek için gidecekleri ülkenin dilini konuşuyor olmaları bence çok önemli. Çalışmak için ise iş daha farklı tabi. Çoğu zaman çalışma izni gerekiyor ve firmalar bu izinle pek uğraşmak istemiyorlar. O zaman da her kapıyı çalmak gerekiyor. Gitmek istedikleri ülkeyi araştırmak ve ona göre adımlar atmak gerekiyor. Bu aralar İngiltere ve Ankara Anlaşması çok popüler mesela. Gerçi ben bu konuda çok tecrübeli değilim çünkü bizi iş için yurt dışına taşıyan eşim. İş görüşmeleri ve vize çalışmaları kendisinden sorulur.

Almanya’da yaşam genel olarak pahalı diyebilir misin? 

Almanya’da hayat pahalılığı şehirlere göre çok farklılık gösteriyor. Mesela Düsseldorf’ta dışarıda yemek yemek çok masraflı ama Berlin’de çok ucuz. Kiralar da yine bölgeye ve şehre göre değişiyor. Düsseldorf’ta kiralar yüksek ama buraya yakın çevre şehirler var (yakın derken tramvayla 15 dakika mesafede), oralarda kiralar daha makul. Eğer Euro kazanıyorsanız o zaman hayat daha kolay ama TL kazanıp Euro harcıyorsanız o zaman burada hayat epey masraflı olabilir. Almanların diğer milletlerden en önemli farkı sanırım paralarına çok düşkün olmaları. Çok para harcamayı sevmiyorlar o yüzden günlük hayatta size lazım olan her şeyin makul fiyatlısını bulabiliyorsunuz. Bizim ucuzcu diye tabir ettiğimiz dükkanlardan burada o kadar çok var ki. Tekstilden yemeye oyuncaktan elektroniğe her şeyin ucuzunu bulmak mümkün.

Screenshot_20180720-145629-01
Berlin Holocaust Memorial

Almanya’daki bürokrasi hakkında bir şeyler söylemek ister misin?

Çok iyi işleyen bir sistemleri var. Malum başbakansız aylarca sıfır sorun yaşayıp gittik geçen sene burada. Ama bürokrasi çok sıkı. Kuralları bozmak, arkasından dolanmak, üstünden atlamak gibi şeyler pek mümkün değil. Herhangi bir hatada en insani bahanenizin olması bile bir şeyi değiştirmiyor. Yani hamama girer terler misali burada tüm kurallara uyarak yaşamak gerekiyor. Ama şunu da söylemeden geçemem, bu durum insanda ciddi bir adalet duygusu yaratıyor. Tanıdığa göre muamele, sen benim kim olduğumu biliyor musun gibi sorular burada işlemiyor ve biliyorsun ki kurallar herkes için geçerli. Bu gerçekten büyük bir lüks özellikle bizim gibi yabancı ülkelerde yaşayanlar için.

Almanya’da sağlık ve sosyal hizmetler konusunu Türkiye ile kıyaslamak ister misin?Almanya’da bu konuda zorluk yaşadın mı?

Sağlık konusunda yaşamadım. Alıştığımız düzenden daha farklı olduğu kesin. Bazı doktorlar Çarşamba günü çalışmıyor Cuma günü ise yarım gün çalışıyor. Çocuğunuz hasta olduğunda bu duruma biraz takıyorsunuz tabi ama hastaneler hep açık. Bizim Türkiye’de özel sağlık sigortamız vardı ve tüm işlerimizi özel hastanelerde görüyorduk. Burada özel hastane diye bir kavram yok. Özel sağlık sigortası var ama hem çok masraflı hem de getirisi çok az. Sıra beklerken öne geçebilmek dışında hiç bir artısı yok. Sosyal hizmetler ise gerçekten çok iyi. İnanılmaz detaylı bir vergi sistemleri var ve devlet oldukça yüksek vergi topluyor. Ama verginin size geri dönüşünü günlük yaşamınızda her an hissediyorsunuz. Şu ana kadar yaşadığımız en büyük sıkıntı anaokulu bulmak ile ilgili oldu. Biz sistemi bilmeden geldik Düsseldorf’a. Öyle Türkiye’de ki gibi istediğiniz okula kayıt yaptıramıyorsunuz burada. Bir listeye girmeniz ve sistemin sizi bir okula ataması gerekiyor. Çalışan annelere, kardeşi olan çocuklara ya da okul öncesi yaş grubuna öncelik veriyorlar. Bize sıra henüz gelmedi o yüzden Defne özel bir anaokuluna gidiyor.

Almanya’da dil konusunda zorluk çektin mi? Almanca sence kolay bir dil mi?

Ben Almanca bilmeden geldim buraya. Şimdilerde yazılanı anlar konuşulan bazı şeyleri yakalar hale geldim ama Almanca kursuna gitmediğim için dilini konuşuyorum diyemem. Günlük hayatımı idame ettirebiliyorum en azından. Almanca bence zor bir dil. Uzun süre hiç sevemedim, kulağıma çok sert geldi. Hala an geliyor kavga mı ediyorlar konuşuyorlar mı anlamakta zorluk çekiyorum. 🙂 Ama kızım konuşmaya başladığından beri çok tatlı geliyor kulağıma. Bir de Almanya’da Almanca konuşup konuşmamak büyük mevzu. Herkes soruyor, hayır cevabını alan küçük bir ders niteliğinde nutuk atıyor filan…. Ben de kafa göz yara yara konuşmaya çalışıyorum. Defne zaten öğretiyor bana sağ olsun. Ara ara tercümanlık da yapıyor. Geçinip gidiyoruz anlayacağın.

Almanlarla anlaşmak kolay mı? Türklere benzediği ve ayrıştığı özellikler neler?

Çok kolay diyemem. Belki daha genç yaşta gelseydim daha kolay olurdu benim için. Ama hem otuzbeşi devirmiş hem de küçük bebekle gelince biraz zor anlaştık başlarda. Almanya yaşlı nüfusu çok yüksek bir ülke. Ve hayatımda tanıdığım en kaba yaşlı nüfus da burada sanırım. Savaş çocukları oldukları ile ilgili bir yazı okumuştum zamanında. Olabildiğince empati yapmaya çalışıyorum tabi ama küçük çocuklara karşı çok tahammülsüz olabiliyorlar. Öyle durumlarda da bende empati filan kalmıyor tabi. Genç nüfus daha farklı. Onlarla anlaşmak, farklılıklarını anlamak daha kolay. Türklerle benzeştikleri noktalar var tabi. Çoğu merhaba nasılsın demeyi biliyor mesela. Türkçe konuşamayan ama anlayan bir çok Alman gördüm. Türklerle çok iç içe bir yaşamları var. Biz çok daha kuralsız yaşayan bir milletiz. Almanlar için kurallar çok önemli. Bu da günlük hayatta çok büyük bir farklılık yaratıyor.

Sana göre yurt dışında yaşamanın zorlukları neler?

Ben hayatımın çok farklı aşamalarında yurt dışında yaşadım. Bekar ve öğrenci olarak gittiğimde yaşadığım zorluklarla şu an yaşadıklarım çok farklı. Benim Almanya serüvenimde en zorlandığım kısım dil oldu. Bir de ev işi yapmak… Bu anlamda Türkiye’de prensesler gibi yaşıyordum. Ne temizlik ne ütü yapardım. Anneme çok yakın oturduğum için Defne doğduktan sonra yemek bile yapmaz olmuştum. Şimdi her gün ev işi yapmak zorunda kaldığım için çok bozuluyorum. Çok yalnız bir hayatımız var burada. Sosyal aktivite neydi unuttuğum zamanlar oldu. Özellikle ilk zamanlar çok zorlandım ama şimdi daha iyiyim. Belli bir yaştan sonra arkadaş edinmek çok zor. Zaten çok zamanınız da olmuyor. Almanlarda çok arkadaş canlısı değiller aslında. Burada sadece bir Alman arkadaş edinebildim, geri kalanların hepsi farklı ülkelerden.

Gelelim yurt dışında annelik konusuna. Kızın Almanya’da mı dünyaya geldi? Hastane ve sağlık sistemi ile ilgili Türkiye ile karşılaştırma yaptığında ne gibi farklılıklar var?

Defne İstanbul’da doğdu. 1 yaşında geldik Almanya’ya. Türkiye’de çok sevdiğim ve çok güvendiğim bir doktorumuz vardı. Buraya gelince yeni doktorumuzla anlaşma konusunda biraz zorlandım. Çok çatıştığımız noktalar oldu. Tabi ben telaşlı Türk annesi o soğuk ve kuralcı bir Alman doktoru olunca, orta yolu bulmak zaman aldı. Ama kendisine ve tecrübesine çok güveniyorum. Sadece biraz daha halden anlasalar daha iyi olacak.

Yurt dışında annelik. Yurt dışında çocuk yetiştirmek. Türkiye’deki annelere göre daha yalnızsın  (yani yanında çok fazla komşu, akraba yok) ama Alman sistemine göre de daha çok korunuyorsun. Tecrübelerini, izlenimlerini bizlerle paylaşmak ister misin?

Fiziksel olarak çok rahat olduğumuz kesin. Bir yerden bir yere çocukla çok rahat ulaşabiliyoruz. Toplu taşıma çok rahat, Düsseldorf dümdüz zaten. Çocuk arabası ile gezmek, bir yere girmek çok kolay. Her yer park ve çok yeşil. Parklar ise çok temiz. Hiç bilmediğim bir park temizliği var burada. Kum, taş, park oyuncakları hepsi temiz… Organik ürünler çok çeşitli. Hem ulaşmak hem de satın almak kolay. Çocuk hakları, sosyal sistem vs. her şey çok iyi. Ama gel gelelim yalnızlık çok acayip. İşin psikolojik kısmı çok ağır. Kendi kendine kalan anne gibisi yok bence bu hayatta. Yazıyorum da yazıyorum kafamda. Yanımda dur yahu ne yapıyorsun, kendine gel diyen de yok. Hayatın her anını didik didik edebiliyorsun yalnızken ve bu aslında tek başına yüklenilmesi çok zor bir süreç bence. Böyle zamanlarda bir destek grubumun olmasını çok isterdim. Dil bilmediği için derdini anlatamayan bir çocuk var bir de. Kalbimi 10 yerden bıçaklıyorlar sanki. Anne olarak bu yeni kültüre uyum sağlayıp çocuğunu yabancı hissettirmemeye çalışıyorsun ama o kadar çok şey kaçırabiliyorsun ki. Bilmiyorsun çünkü…

Sanırım sizin evde de Türkçe ağırlıklı konuşma hakim. Kreş dili Almanca. Zorlandığın noktalar oldu mu? Neler tavsiye edersin?

Biz evde Türkçe konuşuyoruz. Defne okulda hem Almanca hem İngilizce konuşuyor. Gerçi İngilizcesi henüz çok konuşma seviyesinde değil. Akşam babasıyla oyun oynarken Almanca konuşmayı çok seviyor. O yüzden evde bazen Almanca da konuşuluyor. Evin Almanca konuşan nüfusu iki kişiyle sınırlı. Ben köşeme çekilip anlıyormuş gibi yapıyorum. Bu dil konusunda en çok zorlandığım an Defne’nin anaokuluna başladığı zamandı. Kendini ifade edemiyordu ve her gün kalbim kırık eve dönüyordum. Hatta her çocuk ana dilinde okumalı diye söylene söylene bir seneyi bitirdik. O yüzden çok rahat diyebilirim ki ilk sene çok zordu. Şu an o aşamaları geçtik çok şükür. Defne dil konusunda çok meraklı. Her kelimenin Almanca ve İngilizce’sini soruyor. Dile yeteneği olduğunu düşünüyorum. Biraz babasına benziyor o konuda. Bu konuda ki tek tavsiyem şu olabilir. Bu günler geçiyor herkes rahata eriyor. Ey anneler bunu hiç unutmayın. Sabır çok büyük erdemmiş, anne olduktan sonra daha iyi anladım.

Almanya’da doğayı tahrip etmeden yaşamak çok önemli. Burada yaşayan çocuklar doğa ile iç içe. (Bizim çocuk doktorumuz her gün en az bir saat çocuk parkta bahçede koşmalı diyor. ) (Yani evde hareketsiz çocuk yetiştirmeye karşı!) Senin perspektifinden Almanlar çocuk yetiştirirken hangi konulara önem veriyorlar?

Evet, gerçekten çok aktifler. Biz Türklerde pek olmayan bir özellik. Bizim doktorumuz da 2 yaşından sonra çocuk arabasını kaldırın, her yere yürüsün demişti. Oldu gazoz diyesim geldi içimden ama demedim tabi. Almanlar outdoor aktiviteleri çok seviyorlar. Pazar günü şehirlerde in cin top oynarken ormanlar, parklar ana baba günü. Herkes mutlaka spor yapıyor. Almanlar için spor yapmak kişisel gelişim gibidir diye okumuştum zamanında. Gerçekten de öyle. Okula anneler de çocuklar da ya bisikletle ya scooterla geliyor. Günlük yaşam da buna çok müsait gerçi. Bir başka konu ise bireysellik. Çok küçük yaşta çocukların bireyselleşmesi gerektiğini düşünüyorlar. Bu benim için çok değişik bir tecrübe oldu. Bizim gördüğümüz 2 yaşındaki çocuğun daha bebek olduğudur ama burada okullarda çorap giyip pijamalarını kendileri çıkarsın istiyorlar. Park hayatı da çok önemli. Hava güzelse mutlaka parka gidiyorlar. Biz de öyle yapıyoruz tabi. Ama Almanya çok yağmurlu bir ülke o yüzden park mevsimi çok kısa. Bu yüzdendir ki evimizde kaydırak, trambolin ve salıncağa dönüşen bir mama sandalyemiz mevcut.

Gezenti anneler olarak çocuktan önce nasılsak şimdi de öyle olmak istiyoruz. Gezmek benim için yemek yemek gibi bir ihtiyaç. Kızım doğduktan sonra gezilere ince ayar yaparak kaldığımız yerden devam ettik. Kızınla seyahatlerin senin de devam ediyor. Her gezginin yoğurt yiyişi farklıdır senin çocukla seyahat ederken tekniklerin neler? Nasıl dengeliyorsun çocuklu hayatı ve bu kadar çok gezebilmeyi?

Bir kere çocukla gezmenin tatil olmadığını kabul ederek başlamak lazım. Tamamen farklı bir şey çocukla gezi. Tatil havasına girince büyük hayal kırıklığı oluyor çünkü. Çocukla seyahatte bence en önemli şey temel düzenden çok şaşmamak. Uyku saatinde mutlaka uyutuyoruz Defne’yi yoksa günü bize zindan ediyor. Uyku saatini arabada geçirmeye çalışıyoruz. Yemek saatlerimizi O’na göre ayarlıyoruz. Bu bazı ülkelerde çok zor oluyor. Mesela Fransa’da öğlen yemek servisi olmadığı için İspanya’da da siesta zamanı çok zorlanmıştık. Otelde kalıyorsak genellikle kahvaltı dahil rezervasyon yapıyoruz. Çünkü sabah erkenden uyanmış aç bir çocukla kahvaltı yeri aramak çok zor oluyor. AirBnB en büyük kolaylık bu anlamda. Mutfak olunca yanımıza almak için de yemek hazırlayabiliyoruz. Yanımda mutlaka bir meyve ve biraz kuruyemiş bulunduruyorum. Bir de su. Uçak seyahatleri daha farklı. Gerçi ben cesaret edip uzun mesafe uçamadım daha kızımla. 3-4 saati geçmedi uçuşlar. Uçakta da yeni bir kitap, sevdiği bir atıştırmalık ve evet itiraf ediyorum Ipad ve bir sürü çizgi film ile seyahatimizi tamamlıyoruz. Seyahatlerde biraz esnemek gerekiyor. Kuralları biraz esneterek daha rahat vakit geçirebiliyoruz.

Screenshot_20180720-145404-02
Paris

Gezerken ise eskisi gibi müze müze dolaşamıyoruz tabi. Defne küçükken fark etmiyordu ama artık büyüdüğü ve sıkıldığı için gün içinde mutlaka çocuk aktiviteleri yapıyoruz. Mesela ben hayvanat bahçesi gezmeyi hiç sevmem ama Defne istediği için gittiğimiz yerlerde gidebiliyoruz. Onun dışında çocuk müzelerini çok seviyorum. Hollanda’da çok güzel müzeler var çocukların seveceği. Neredeyse hepsine gittik. Hem biz hem de Defne çok eğlendi.

Screenshot_20180720-145224-01
Almanya’daki bir hayvanat bahçesinden güzel kare

Kaç ülke gezdin gibi soruları sevmiyorum çünkü niteliğin nicelikten çok daha önemli olduğuna inanıyorum. Az bilinen yerleri gezmeyi seviyorsun. Bizlere nereleri tavsiye edersin? İyi ki gördüm dediğin yerleri öğrenebilir miyiz?

Çok ülke gördüm ama hepsinin hakkını veremedim tabii. Lakin hiç 10 günde 5 ülke turlarına katılmadım. Hatta hayatımda sadece bir kere turla bir yere gittim. Onun dışında hep kendim seyahat ettim. Az bilinen yerler daha tenha oluyor. O yüzden oraları çok seviyorum. Kalabalık beni çok yoruyor, önümü göremediğim yerde gezmekten hiç keyif alamıyorum. Her gittiğim yer için iyi ki gördüm derim ama bir daha gider misin sorusuna hayır cevabı vereceğim ülkeler var tabi. Mesela Bulgaristan (gerçi senin son paylaşımlarından sonra acaba mı diye düşünür oldum), Makedonya, Belçika… Sanırım insanın ufkunu en çok alışılmışın dışında yerler açıyor. Uzak doğu gibi ya Hindistan gibi. Çünkü batı ülkeleri birbirine çok benziyor. Evet çok güzel yerler var ama hep alışılmış bir dünyanın içinde kalıyorsun. Hani şu comfort zone dedikleri var ya, onun içinde güzel güzel geziyorsun. Ama ne zaman alfabesini bilmediğin, metro duraklarını parmaklarınla sayarak bulduğun, yemeğini baharatını ilk defa tattığın yerlere gidiyorsun, işte orada işler değişiyor.

Avrupa’nın meşhur şehirleri dışında gezmek isteyenlere İspanya’da San Sebastian’ı tavsiye ederim. İtalya’da Cinque Terre ve civarı çok güzel. Fransa’nın Bretagne bölgesi hem yemek hem de doğa olarak çok keyifli. Almanya peki gezi listelerinde yoktur ama çok güzel bir ülke. Özellikle senin yaşadığın yerler. Rusya keza dillere destan bir ülke. Kalk git St Petersburg’a yerleş deseler yarın giderim. Ama param var nereye gideyim diyenlere tek tavsiyem doğuya gitmeleri. Türkiye’yi esas alıp doğusuna doğru yola çıkmaları. Daha görmemiş olanlar için ise Doğu Türkiye’den başlamaları. İnanılmaz bir kültür, tarih ve coğrafya var oralarda.

Screenshot_20180720-145247-01
Güney Danimarka

Fotoğraf çekmek hobin sanırım? Nasıl başladı fotoğrafçılık serüvenin?

Evet, çok seviyorum. Ama fotoğraf makinesi ile çekilenleri daha çok seviyorum. Akıllı telefonlar icat olalı mertlik bozuldu. Artık filtrelerle çok farklı kareler görebiliyorsunuz. Instagramı ben de seviyorum, evet o filtreleri ben de kullanıyorum ama kabul edelim ki esas fotoğrafçılık o değil. Fotoğraf sevgim Atlas dergisiyle başladı. Çok seviyordum, hiç kaçırmıyordum yeni çıkan sayılarını. Benim için çok önemliydi çünkü tamamen Türk fotoğrafçılardan, yazarlardan oluşuyor ve çok kaliteli iş çıkarıyorlardı. Sonra Paris’e gittim fotoğraf kursuna. Döndüğümde ise Atlas dergisinde kısa süre bir staj imkanım oldu. Ben bile inanamamıştım bu hayalimin gerçek olduğuna. Derken derken bugünlere geldik. İlk makinem Canon’du. Daha sonra Nikon’da kullandım. İki markayı da çok severim. Instagramın en sevdiğim özelliği ise bana dünyanın her yerinden fotoğrafçıları takip etme şansı vermesi. Çok şey öğreniyorum bazı hesaplardan. Almanya’ya geldiğimden beri Germanroamers diye bir hesabı takip ediyorum mesela. Burada yaşayan herkese tavsiye ederim.

Screenshot_20180720-144833-02
Bir fotoğrafçı daha yetişiyor 🙂

Kaç senedir Düsseldorf’ta yaşıyorsun?

İki buçuk sene oldu. Ama şimdilik Düsseldorf serüvenimizin sonunda geldik çünkü Eylül ayında Londra’ya yerleşiyoruz.

Düsseldorf tam bir üniversite gençlik şehri. Festivallerinden yaşam tarzından biraz bahsedebilir misin? (Bu arada 2006 yılında Siegen’de Erasmus öğrencisiyken Düsseldorf Japan Tag’a (Japon gününe) gelmiştim. İnanılmaz keyifliydi. Orada Japon kültürüne hayran kaldıktan sonra Japonya gidilecek yerler listemde uzunca yıllar ilk sırada yer aldı.)

Gittin mi sonra Japonya’ya. Bak merak ettim.

(Sumru: 2006 yılındaki bu hayalimi 2014 yılının sonunda gerçekleştirdim.)

Evet, haklısın. Ben Düsseldorf’a daha önce çok kez geldim ama burada yaşamaya başlayana kadar bu kadar festival zengini bir şehir olduğunu bilmiyordum. Yaşamın çok rahat ve düzenli olduğu bir şehir burası. Daha önce de bahsettim, çocukla hayat çok rahat. Ama çocukla o festivalleri gezmek inanılmaz zor. Bu sene Japan Tag’a Defne’yle beraber gittik ve biz anne kız 20 dakika dayanabildik kalabalığa. Kendi nüfusu az ama hafta içi çalışan nüfus ile festival zamanı turist nüfusu çok bir şehir burası. Ben daha çok çocuklara da yer ayırılan festivallere gidiyorum artık. Şubat ayında çok meşhur bir Karnaval zamanı var mesela. O kutlamaları iki güne yayıyorlar ve ilk günü çocuklar için düzenleniyor. Temmuz ayında ise Ren nehri kıyısında kocaman bir lunapark kuruyorlar ve tahmin edeceğin üzere Düsseldorf’un bütün çocukları orada oluyor.

Düsseldorf’a turist olarak gidenlere (lokal olarak) nereleri tavsiye edersin?

Düsseldorf turistik anlamda çok zengin bir şehir değil. Müzeleri çok kısıtlı, gezilecek tarihi yerler çok az. Benim tavsiyem festival zamanlarını takip edip tatili onun etrafında kurmak. Ama gelenleri de geri çevirmek olmaz tabi. O zaman kısa bir Düsseldorf rehberi gelsin…

Şehrin en güzel yeri nehir kenarı. Rheinuferpromenade dedikleri bir yürüyüş hattı var. Eski şehirden (Altstadt) Medienhafen’a (marinaya) uzanan bir nehir kenarı gezintisi. Altstadt çok büyük olmayan çok kompakt bir yer. Eski binalar, eski birahaneler ve bir çok alışveriş imkanı var burada. Yapılacak en turistik şeylerden biri ise Altstadt’da Altbier (Düsseldorf’un kendi birası) içmek. Bu güzergahta Rheinturm’a (Rhine Kulesi) çıkıp şehre tepeden bakabilirsiniz. Güneş batarken güzel bir manzarası var. Rotanın son durağı Medienhafen ise mimari açıdan güzel bir yer. Frank Gehry’nin Neuer Zolhoff binaları Düsseldorf’un en meşhur binaları. Tam karşısında ise renkli adamların tırmandığı Roggendorf Haus var. Şehrin daha sosyetik tarafı Königsallee, köprüleri ile çok güzel bir görüntü veriyor. Benim en sevdiğim yerlerden biri Altstadt’daki Carlsplatz. Küçük bir pazarı ve etrafında güzel kafeleri olan bir yer. En sevdiğim kafe ise yine Carlsplatz’da olan Laura’s Deli.

Düsseldorf, haritada çok şanslı bir şehir. Çevresinde gezilecek bir çok yer var. Bir kere Hollanda’ya bir saat mesafede. Sınır illerinde çok güzel yerler var. Maastricht, Roermond, Nijmegen, Arnheim günü birlik gidilebilecek yerlerden. Almanya içinde ise Bonn ve Köln görülesi yerler arasında. Bu sene kiraz ağaçları mevsimini yakalayabildik Bonn’da ve gerçekten çok güzeldi.

Yemek yapmayı seviyor musun? Türk yemekleri mi yoksa uluslararası yemekler mi daha çok tercih ediliyor sizin evde? Peki Almanya’daki en sevdiğin yemekler hangileri?

Hiç sevmiyorum. En büyük sıkıntılarımdan biri her gün yemek yapmak zorunda olmak. Evde 3 yaşında bir çocuk da olunca mecburen her gün sağlıklı ve taze bir yemek pişirmek zorundayım. Yemek yapmayı sevmeyen biri olarak da bu durum beni çok zorluyor. Evde yemekleri ben yapıyorum. Genelde Türk yemekleri yapıyorum. Çok geniş bir yelpazem yok. Yapabildiğim yemekler haftalık olarak dönüp dolaşıp sofraya buyur ediliyor. Menüyü de genelde Defne hanım belirliyor. Çünkü sevmediği bir yemek varsa asla yediremiyorum. Ben de onun sevdiği yemeklerin içine kabak, brokoli filan koyup evirip çevirip farklı şekillere sokup pişirmeye çalışıyorum.

Almanya’da en zorlandığım konulardan biri yemek. Ben yemeklerini beğenmiyorum. Zaten çok ciddi bir mutfakları yok. Kimse Alman mutfağı diye bir şey duymamıştır eminim. Çok az meşhur olan şeyleri var. Spätzle diye bir yemekleri var, taze makarnaya benziyor ama haşlayarak değil tavada kavurarak yapıyorsunuz. Onu çok seviyorum. Birde burada yetiştiği için ve mevsiminde çilek ve kuşkonmaz çok yiyoruz. Alman birası, ekmeği ve patatesi de her daim evimizde. İnanmazsınız ama patatesi gerçekten çok lezzetli. Ne farkı var diye soranlar olacaktır mutlaka. Nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum ama haşlayıp yerken bile çok güzel bir tat bırakıyor ağızda.

Şimdi farklı bir alana atlıyorum çünkü bu konuyu sormazsam içimde kalacak 🙂 Farkındalıkla yolların nasıl kesişti nereden başladın, nasıl bir eğitim aldın?

Farkındalıkla yolum Londra’da kesişti. 2012 senesiydi. Londra’da yaşıyorduk ve elime Mark Williams ve Danny Penman tarafından yazılmış Mindfulness kitabı geçti. İlk okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Sürekli eşime anlatıyordum okuduklarımı. Sonra 8 haftalık bir kursu olduğunu öğrendim ve onu tamamladım. O günden beri her gün hayatımda. Daha sonra CTI Koçluk programına katıldım. O 6 aylık başka bir programdı. Aslında bunların en başı benim Psikoloji masterı yapmamla başladı sanırım. Psikoloji ve kişisel gelişime karşı bitmeyen bir ilgi alakam var.

Annelik benim de tecrübe ettiğim kadarıyla başlı başına kişisel farkındalık eğitimi. Anne olduktan sonra ve yurt dışında yaşamaya başladıktan sonra hangi farkındalıkları kazandın? 

Benim farkındalıklarım annelikten çok daha önce başlıyor. Bütün bu eğitimleri alıp, onlarca kitap okuduktan sonra bile insan günlük hayatın içinde kendini kaybedebiliyor. Bir gün eşimle Türkiye’de tatile çıkmıştık. Aslında o tarihte Hindistan’da olmamız gerekiyordu ama gidemedik. Biz de Türkiye turu yapalım dedik. O tatilde tam 6000 km yol yaptık. Bu 6000 km’nin bir bölümüydü, Rize’ye varmak üzereydik. İnanılmaz yağmur yağıyordu (ben yağmuru çok severim), radyoda çok güzel bir müzik vardı ama benim aklımda bin tilki ya şöyle olursa böyle olursa diye kendimi huzursuz ediyordum. İşte o an dank etti, ya dedim bir dur, bak nerdesin, etrafına bir dikkat kesil, kötü bir şey olduğu yok… Hatta her şey çok güzel. O günden sonra her heyheylendiğimde içinde bulunduğum anı hatırlatır oldum kendime. Annelik ben de çok ciddi bir anksiyete yarattı. İnanılmaz bir sorumluluk taşıyoruz çünkü. Sen, ben çoğu zaman gün içinde tek başımızayız. İnsan tedirgin olmadan edemiyor tabi ama öyle zamanlarda hep o ana odaklanıyorum. Defne yanımda, bak orada oynuyor, şimdi güldü, anne diye beni çağırıyor… gibi. O zaman tam da o anın içinde huzur bulabiliyorum.

Biliyorum bu röportaj içeriği itibariyle bir farkındalık eğitimi röportajı değil ama birkaç cümle ile bizlere günümüzü daha anlamlı yaşamamızı sağlayacak egzersiz tüyoları verebilir misin?

Ben farkındalık egzersizlerini en çok korktuğum ya da tedirgin olduğum anlarda kullanıyorum. Örneğin elimin altında ne varsa telefon, kitap vs. hemen ona dokunup köşelerine dokunuyorum. Sonra nefes alarak kenarlarında elimi gezdiriyorum. Nefes almak, bunu bilinçli yapmak ve kendinizi yavaşlatmak çok işe yarıyor. Bazen nefese odaklanmak çok zor olabiliyor. Öyle zamanlarda nefesimi de sayıyorum. Şöyle yapıyorum, 1-2 nefes al 3-4 nefes ver. Yavaş ve sakin nefes alıp verirseniz içinizde endişenin azaldığını göreceksiniz. Bir de en sevdiğim şeyleri yiyip içerken yapıyorum bu egzersizleri. Özellikle kahve benim için çok ideal bir araç. Kokusu, sıcaklığı, tadı, içtikten sonra bende yarattığı his… Bunlara 1 dakika boyunca odaklanmak daha lezzetli kahvaltı yapmamı sağlıyor. Kahvaltı rutinimi çok seviyorum. Günün en sevdiğim zamanı diyebilirim.

Screenshot_20180720-164831-01
İstanbul’dan… En sevdiğim fotoğraflarımdan biri

Kapanış sorum çok klasik bir soru olacak, tamam mı? 🙂 Türkiye’de neyi/neleri özlüyorsun?

O klasik aile ve arkadaş özlemi dışında en çok özlediğim iki şey var. Biri deniz ikincisi de Türk yemekleri.

Sorularıma verdiğin içten cevaplar için çok teşekkür ederim Özlem’cim. Upuzun ama sıkılmadan okunacak harika bir röportaj oldu.

Özlem gezdiği yerlerden anlık paylaşımlar yapmaya bayılıyor. Özlem’in instagram sayfasında çoğunlukla nofilter yani filtresiz çektiği harika fotoğraflar yer alıyor. Bu güzel fotoğraflara bakarak yeni rotalar için hayal alemine dalmak isterseniz şimdiden kendisini takibe alın derim. İnstagram sayfasını linke (pins in my map) ekliyorum.

***

Almanya’da yaşam ile ilgili sorularınız olursa kendisine instagram hesabı üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

***

Bu yazıdaki fotoğraflar sevgili Özlem’e aittir.

***

Bu röportaj serisinde farklı ülkelerden farklı misafirlerim olacak. Umarım sizlere yurt dışında yaşam konusunda fikir verip, yararlı bilgiler sunabileceğiz.

Yurt dışında yaşıyor ve izlenimlerinizi buradan paylaşmak istiyorsanız, sizinle de yurt dışına taşınmak ve yurt dışında yaşam üzerine bir röportaj yapabilirim. Bana ulaşmak için iletişim bölümüne tıklayabilirsiniz.

*Yeni yazılarımı takip etmek için facebook ya da instagram sayfamı takip edebilirsiniz, sayfalara linkten ulaşabilirsiniz.

Sevgiler!

Sumru

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s