Yurt dışına taşınmak üzerine röportajlar serisi-3: Romanya’da yaşam

   Bu röportajlar serisine başladığımda amacım yurt dışında zorlukları aşan ve bundan keyif alan insanları bu platformda tanıtarak geleceğe yönelik böyle planları olanlara gerçekçi bir şekilde destek olabilmekti. Röportajları tamamladıkça doğru insanlarla hayatımın bir şekilde kesişmiş olduğuna daha da inanmaya başladım. Bunlardan biri de yaklaşık 5 senedir Romanya’da yaşayan Mert. (Röportaj serisinin ilki Çekya’da yaşam, ikincisi Almanya’da yaşam  dördüncüsü Çin’de yaşam  beşincisi Kazakistan’da yaşamı altıncısı Dubai’de yaşamı  ve yedincisi İsveç’te yaşamı okumak için de linklere tıklayabilirsiniz.)

  Mert ile tanışmadan önce onun hakkında duyduğum pozitif şeyler onun motivasyonel kişilik özelliği hakkında bana çoktan ipucu vermişti. Röportajı yaptığımız sırada yanılmadığıma kesinlikle emin oldum. Mert sadece 27 yaşında ve bu yaşına birçok şeyi sığdırmış biri. Onun kendi adına gerçekten bir başarı hikayesi yazdığını düşünüyorum.

   Mert’e bunları söylediğimde şöyle cevap verdi: “Ben her zaman kararlarımı kendim verdim ve arkasında durdum. Aslında sadece bir şeyler başarmak için değil kendimi iyi hissetmek için ilk adımı attım. Başarı ise bu süreçte beni takip etti. 27 yaşımda olmama rağmen bazen ben de son 7 senedir hayatımda neler oluyor her şey ne kadar hızlı gelişiyor dediğim zamanlar oldu 🙂 ” Şimdi Mert’ten Romanya’ya gidiş hikayesini,  iş hayatı ve Rumen kültürüyle ilgili çarpıcı gözlemlerini dinleyelim.

(Konuşmayı seven insanları buldukça çenem çok açılıyor fakat Mert tahminimden de uzun cevaplar verdi. Uzun bir röportaj oldu çünkü her soruda epey derine indik. Umarım röportajı okuduktan sonra amma da uzun olmuş diye kulaklarımızı çınlatmazsınız. Şimdiden teşekkür ediyorum 🙂

Mert kısaca kendinden bahseder misin? Çok erken yaşta birçok insanın gelmek istediği yere ulaştın. Nasıl başladı tüm bunlar? 

Öncelikle harika teklifin için teşekkür etmek istiyorum. İsmim Mert Karakaplan. Memur bir anne ve babanın çocuğu olarak 1991 yılında Malatya’da dünyaya geldim. Babamın işi dolayısıyla 18 yaşına gelinceye kadar Türkiye’de birçok şehirde yaşama şansım oldu. Kocaeli’de Anadolu Lisesini okudum ardından Sakarya Üniversitesi Metalürji  ve Malzeme Mühendisliği bölümünü severek tercih ettim, başarıyla bitirdim.

Yurt dışı serüvenim 2012 yılında gönüllü olarak çalıştığım Sakarya Üniversitesinin SAITEM (Sakarya Üniversitesi İleri Teknolojiler Uygulama Topluluğu) ekibiyle başladı. Bu ekibe dahil olma amacım kendimi mühendislik konularının yanı sıra sosyal anlamda da geliştirmekti. Ekip olarak yurt dışında gerçekleştirilen üniversiteler arası düzenlenen prestijli yarışmalara katılmak amacıyla güneş ve elektrik enerjili araçlar üretiyorduk. Bu yarışmalar 2009-2013 yılları itibariyle Avustralya (World Solar Challenge), Almanya, Fransa ve Hollanda’da (Shell Eco Marathon) düzenlenen yarışmalardı.

Ürettiğimiz elektrikli aracımız olan Evrim ile 2012 yılında Rotterdam’da düzenlenen Shell Eco Marathon yarışmasına katıldık ve bu yarışmayı Türkiye 1. si Avrupa 7.si olarak tamamladık. Bu yarışma sırasında ve öncesinde ekiple geçirdiğim 2 sene benim için kırılma noktasıydı. Orada tanıştığım Oxford, Münih Teknik, Karlsruhe gibi üniversitelerden gelen öğrenciler ile aynı ortamda çalışıp o seviyede olabileceğimi fark ettim. Öncesinde bunun imkansız olduğunu düşünüyordum.

Ardından bir sene boyunca Erasmus programıyla Cluj-Napoca Teknik üniversitesinde eğitim gördüm. Bu bir sene boyunca 5 ülkeyi gezme ve onlarca farklı milleten insanla tanışıp etkileşimde bulunma şansına sahip oldum. Bitirme tezimi de burada tamamladım.

Ardından Cluj’daki Bosch ARGE departmanında mesleğimle birebir örtüşen bir pozisyonda (Analiz Mühendisliği) iş buldum. 2015 yılının başından beri Cluj-Napoca’da Bosch ARGE merkezinde çalışmaktayım. Yaklaşık 1 senedir de “Yetenek Geliştirme Programı” na dahil oldum ve yönetici olarak kariyerime devam ediyorum. Dediğin gibi biraz erken yaşta böyle bir fırsat karşıma çıktı ve şansın yanı sıra kendi çabam ve özverimle bu fırsatı kullanmayı bildim

Şimdi zor bir soru geliyor! Neden yurt dışı?

Zannedersem bu sorunun cevabını tam olarak vermek çok güç benim için. Elimden geleni yapacağım 🙂

Öncelikle her zaman evrensel birey olma ilkesiyle yetiştirildim ailem tarafından. Çocukluğumdan beri kendi kültürümün yani sıra diğer kültürlere hep saygı ve ilgi duydum. Yabancı dil dışında başka ülkelere ve milletlere ait gelenekleri ve tarihi öğrenme tutkusu vardı hep içimde. 1997 yılında internet ile tanıştım ve dış dünyaya açık bir ortamda büyüdüm çevrem kendi dünyasına bile kapalı insanlarla dolu olsa da. Şöyleki 1999 yılında Malatya’da mahalledeki çocuklarla Baseball oynardık 🙂 Şimdi düşününce bana da çok enteresan ve komik geliyor.  Babam evde ud ile Türk sanat müziği yapıp, türküler söylerken bundan hoşlanır ama buna saplanıp kalmazdım. Kendim Queen, Metallica, Celine Dion gibi sanatçıları ve grupları da dinlerdim. Yani demek istediğim her zaman farklıya, ötekine, bizden olmayana da bir ilgi besledim.

İkinci olarak en önemli sebep ise katıldığım uluslarası organizyonlarda ve ortamlarda diğer ülkelerden öğrencileri, aldıkları eğitimi , İngilizce konuşma seviyelerini gördükten sonra şunları söyledim kendime: Ben Malatya’da devlet okulunda eğitim gördüm liseye kadar. Kopenhag’da, Münih’te, Birmingham’da okuyan çocukla aramdaki fark kelimelerle ifade edilemeyecek bir fark, bunu biliyorum. Ama bu farkı kapatıp öne geçmeliyim!

Fark  ettiğim andan itibaren hep bu farkı kapatabileceğime inandım. Yapmam gereken daha çok çalışmak, daha çok yabancı dile odaklanmak ve daha çok okumaktı. Bunlar için ise yapmam gerekenin kabuğumdan çıkmak, kendimi dışarıda daha iyiler arasında yani zor parkurda denemek olduğuna karar verdim. Ama amacım hep daha da gelişmek ve daha da ileri gitmekti. Hala da öyle.

Ben sadece iyi bir mühendis yönetici olmak istemiyorum. Ben bir çok dil konuşmak, insan psikolojisini bilmek, iletişim öğrenmek, mühendislik bilgimi genişletmek ve iş dünyasını takip etmek istiyorum. Çok yönlü bir insan olmak evrimimi ölene kadar hiç tamamlayamamak istiyorum.

Buna sadece Türkiye’de kalarak ulaşacağımı hiç düşünmedim. İleride geri dönmek bir seçenek olabilir ama önce daha da uzaklara gidip kendimi deneyimlemem gerekiyor.

IMG_20170714_210602519_HDR

Ne kadar içten anlattın. Yurt dışında okumak (ya da çalışmak) isteyenler nasıl başlamalı bu işe?

Cevabı oldukça göreceli olan bir soru, sadece öneri tarzında yazmak yerine kendi tecrübemden de bahsedeceğim. 

Öncelikli yurt dışında çalışmak ve okumak konularına prematüre bir şekilde yaklaşılmaması gerektiğini düşünüyorum. Genelikle genç arkadaşlar bu konuya biraz filmvari yaklaşıyorlar. “Şimdi gideceğim ve hemen altıma araba çekeceğim”, “Sürekli gece kulüplerinde takılacağım!” tarzı bir yaklaşım var.

Bu yüzden kendi karakterlerine uygun tercihi yapamayıp sonuç olarak bundan pişmanlık duyan insanlarla tanıştım. Öyle ki öncelikle “Neden” sorusunu kendinize sorup buna cevap aramanız gerekiyor. Neden sorusuna temeli sağlam cevap verebilen kişiler eğer gerçekten bir yere gitmeyi – okul veya iş için- kafasına koyduysa bunu başaramama ihtimali olmadığını düşünüyorum.

Benim babam ve annem sağlık sorunları sebebiyle erken emekli olmuşlardı. Öğrenim hayatımın tamamını onlar emekli iken geçirdim ve her zaman arzu ettiğim yolda ilerlemenin maddi manevi bir yolunu buldum. O yüzden maddiyatın sorun olduğunu düşünenler çok yanılıyorlar. Fakat burada ailemin bana tanıdığı tercih özgürlüğünün de payı var. Es geçmemek lazım.

DSC04631

Ben Romanya çalışma vizemi alırken biraz uğraşmıştım. Gerek Romanya’da çalışan Türk sayısının azlığı gerek Rumenlerin çok tecrübeli olmamasıydı diye tahmin ediyorum yavaş işleyen bu süreci.  Romanya’da çalışmak için gereken vize sürecinden kısaca bahseder misin? Romanya’daki bürokrasi hakkında senin tecrübelerin neler?

Bu süreç çok basit aslında ama dediğin gibi tecrübe eksikliği burada en büyük sorun. Almanya’daki gibi yüz binlerce çalışma izniyle çalışan göçmen yok Romanya’da. Hele de bu statüde Türk çalışan görmek neredeyse imkansız.

Süreç şöyle esasında:

-Şirket çalışana diploma denkliği alıp çalışma izni alıyor.

– Bu izinle siz D/AM tipi vizeye başvurup Romanya’ya geliyorsunuz.

-Ardından oturma iznine başvuruyorsunuz.

Eğer süreci bilen biri var ise en fazla 1,5-2 ay suren bu süreç 4 aya kadar sürebiliyor ne yazık ki 🙂

Romanya konusunda bürokrasiye değinmeden önce şunu söylemek gerekiyor ki Avrupa’da 10-11 kadar ülkenin bürokrasini inceleyip konu hakkında orada yaşayanlarla konuşma ve okuma şansım oldu. Bürokrasi yavaş fakat kesinlikle sağlam ilerliyor Avrupa ülkelerinde.


Romanya’ya gelirsek; aslında ben de öncesinde burada bürokrasinin çok kötü olduğunu duymuştum fakat bireysel olarak hiç sorun yaşamadım (Bazen aşırı yavaş olması dışında :). Ne zaman devlet dairesine işim düştüyse çok çabuk ve sorunsuz halledip çıktım. Tek sorun Türkiye’deki gibi rica olayının olmaması ve esnek davranılmaması. Bu da kurala göre davrandıkları için oluyor.

Ayrıca arada bir almam gereken sabıka kaydı ve senede bir kaç kez basit şekilde yenilenen oturma izni dışında bürokratik hiçbir işiniz olmuyor. Zaten ne devlet dairelerinin ne de bankaların tıklım tıklım olduğunu gördüm bazı istinai günler haricinde. Türkiye’de bu tarz kurumlarda kalabalıktan bıkan birisi olarak çok mutluyum o anlamda. Bir örnek vermek gerekirse noterler inanılmaz sistematik çalışıyorlar. Önceden telefon ile randevu alıp işlem görecek belgeleri e-posta aracılığıyla gönderiyorsunuz. Noter bu belgelere göre hazırlık yapıp gerçeklerini görüp görüşmek üzere saat veriyor, sizde gidip 15-20 dakikada işinizi halledip çıkıyorsunuz. Türkiye’de sürünmediğim noter işim hiç olmamıştı.

DSC04817

Romanya’nın sağlık sistemini de Türkiye ile kıyaslayabilir misin, bu konuda tecrüben oldu mu? 

Bu konuda bütün ülke adına konuşmak zannedersem yanlış olur. O yüzden Cluj-Napoca’daki kendi tecrübelerimi aktaracağım.

Şanssız bir şekilde buraya geldiğimden beri birçok sağlık sorunu yaşadım. Kayak yaparken düştüm, kan ile ilgili çok nadir görülen bir sıkıntı yaşadım, seyahat sırasında ayak parmağım kırıldı 🙂

Oh! Geçmiş olsun! Bu soruyu sorarken bu kadar ciddi bir şey olacağını tahmin etmemiştim.

Devlet hastanelerinin sistemi bizimkisi kadar kesinlikle gelişmiş değil (Online randevu gibi) Fakat Cluj’da her zaman konusunu bilen uzman doktorlar bulunabiliyor devlet hastanelerinde. Şöyle ki kayak yaparken diz iç yan bağlarımda kopma oldu. Türkiye’ deki ortopedistimi aradım bir an için ne yapacağımı bilmeyerek (Romanya’ya geldiğim ilk seneydi). Bana konuşmamız esnasında Cluj’da tanıdığı bir doktordan bahsetti ve kendisini konferanslardan tanıdığını, diz konusunda ondan bile daha fazla güvenebileceğimi iletti. Epey  şaşırmıştım. 

Bunun yanı sıra yine nüfus yoğunluğu çok olmadığı için uzun sıralar beklemedim bir iki istisna haricinde (Devlet hastaneleri söz konusu). Çabuk bir şekilde işimi halletiler. İyi seviyede mesleki İngilizce konuşan birçok doktor da gördüğümü söyleyebilirim. Bu deneyimler zaman zaman sıkıntı da yaşadığım gerçeğini değiştirmez ama şu anda geriye dönüp baktığımda aklıma “Olmaz olsun!” diyebileceğim bir deneyimim gelmiyor.

Özel hastane konusuna da değinmek istiyorum. Şirketim sayesinde buranın en iyi özel hastanesinde tam kapsamlı sağlık paketine sahibim (Kaza sigortası da dahil). O konuda da çok şanslıydım. Kayakta yaşadığım kazada da, polikliniklik durumlarda da çok rahat bir şekilde ulaştım doktorlara. Zaten poliklinik bir durum olduğunda %95 oranında bu özel hastaneyi kullanmayı tercih ediyorum online ya da telefonla randevu alarak.

Kısaca sorun yaşamadım ama objektif bir değerlendirme yaparsak sağlık sistemi Türkiye’nin gerisinde denebilir Romanya için. Çünkü sorun yaşayan ve kötü şartlardan şikayet eden insanları duydum.

Tekrar hatırlatayım Cluj-Napoca her anlamda ülke standartlarının üzerinde bir şehir.

Screenshot_20180904-102043-01
Transalpina kayak merkezi, Romanya

Romanya’da hiçbir tanıdığın olmadan işe girdin. Şu an uluslararası firmada güzel bir görevin var. Başvuru süreci nasıldı?

İnternet üzerinde birçok farklı ülkede birçok farklı firmaya ama ilgimi çeken pozisyonlara başvurmuştum yurt dışında çalışmaya karar verdikten sonra. 

Yeni mezun bir mühendise göre ilgi çeken bir CV’im vardı diye düşünüyorum. Oldukça aktif bir öğrenciydim hem pratik hem akademik olarak. Bunun da iş verenlerin ilgisini çektiğini varsayıyorum. Çünkü şu anda işe girdiğim yer dönüş yapan tek şirket değildi.

Aynı zamanda gerçekçi ve etkili bir cover letter şablonu da oluşturmuştum başvurduğum pozisyonlar için.

Burada esas kararlılık ve sabır. Kaliteli bir CV oluşturmak ve doğru pozisyonlara başvurmak çok önemli. Kesinlikle öncesinde tanıdık olması veya networking yapılmış olması işleri çok daha kolaylaştırır ama ben bunlar olmadan bir şekilde kendime yer bulabildim.

Romanya’ya yüksek lisans yapmak Türk öğrenciler için sence mümkün mü?

Evet, Türkiye’de lisans okumuş olmak yeterli burada yüksek lisans programlarına başvurmak için. Eğer gerekli aktreditasyona sahiplerse Türkiye’deki diplomalar AB üyesi ülkelerde tanınıyorlar.

Romanya’da üniversitelerden alınan diplomalar da bütün Avrupa’da ve yine akreditasyon kapsamına göre deniz aşırı ülkelerde de geçerli.

Üniversiteler yabancı uyruklu AB vatandaşı olmayan öğrencilere çok uygun fiyatlarda olduğu için buraya Arap ülkelerinden, ABD’den, Kanada’dan, Türkiye’den ve daha birçok deniz aşırı ülkeden gelen kişiyle tanıştım. Cluj’da 100 bin civarında öğrenci olduğunu unutmamak lazım. Bu anlamda inanılmaz kozmopolit bir şehir. Bükreş ve Timişoara da böyle ama diğer şehirlet hakkında bir şey söylemek çok zor.

Burada yüksek lisans yapmadığım için eğitim ve üniversite tercihi konusunda detaylı tavsiye vermemin doğru olmadığını düşünüyorum. Ama Romanya’da yazılım ve bilgisayar mühendisliği alanlarında çok kaliteli lisans ve yüksek lisans eğitimleri olduğunu, buranın Avrupa’nın en önemli silikon vadilerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Almanya seviyesinde maaşlarla çalışıyor kaliteli yazılımcılar. İntel, Microsoft, Ubisoft, EA Games, Bosch, Porsche, HP, Siemens, Endava, Garmin, Thompson, NTT Data gibi yazarak bitiremeyeceğiniz yüzlerce yazılım şirketi Romanya’da yatırım yapmış. Avrupa’nın en iyi internet hızına sahip olan Romanya’nın neden en iyi internet altyapısına sahip olduğunu belki biraz daha anlamış oldunuz şimdi 🙂

IMG_20180414_163845568

Her şey iyi güzel de zor yanları yok mu yurt dışında yaşamanın? 

Bazen samimi olmadığım zannedilse de herkese verdiğim cevabı sana da vermek istiyorum: Yemekler dışında hiç zorluk çekmedim. Bir şekilde 6 yıldır yurt dışı serüveninin içindeyim ama hiç zorlanmadım. Memur çocuğu olup sürekli ortam değiştirmekten gelen çabuk adapte olma özelliğim, uyumlu bir karakter olmam sebebiyle her girdiğim ortamda hem çabuk tanındım hem de iyi ilişkiler kurdum. Böyle olunca bağ kurmakta asla sorun yaşamadım. Ben çocukluğumdan beri asla kendimi bir şehre ait hissedemedim. Nereye gittiysek ailecek oralı oldum. Bunun aslında benim bireysel gelişimime çok katkı yaptığını yurt dışına çıkınca anladım.

Sonuç olarak da çok yakın iki üç dostumu, annemi, babamı, abimi ve yemekleri özlemek dışında hiçbir sorun yaşamadım diyebilirim. Özlem konusu da aslında 2009 dan beri ailemden uzak yaşadığım için kendi içimde çoktan çözmüş olduğum bir konu.

Belki ufak da olsa hararetli bir şekilde Türkçe espriler yapıp bunlara gülmek de özlenebiliyor ama bu telefon ve görüntülü konuşma uygulamaları aracılığıyla çok rahat bir şekilde giderilebiliyor. YouTube da sizin için her daim orada 🙂 Canım istediğinde uçağa atlayıp İstanbul’a ya da Polonya’daki arkadaşımın yanına gitme ihtimalim de var -ki yapmadım değil.- 🙂

Biraz kendi tecrübelerimin dışına çıkıp gözlemlediğim zorlukları kısaca listelemek istiyorum;

– Öncelikle Türklerin yurt dışına mental olarak hazır çıkmaması çok kısa sürede “Gurbet” psikolojisine girip, ortama adapte olamamalarına sebep oluyor. Böylece bu kişiler hem anı kaçırıyor hem de geçmişe saplanıp geleceği kaçırıyorlar. Oldukça üzücü bir durum. Almanya’da bunun örneği çok fazla.

– Aileleri tarafından tek tercih yapmak durumunda olan (örneğin gittikleri lokantada “Pizza mı, hamburger mi?” yiyeceksin gibi basit konularda bile çocukların kendiliğinden tercih yapmasına müsaade edemeyen ve çocuğuna gerçek anlamda sorumluluk veremeyen aileler yüzünden) çocuklar yine aynı ailenin inanılmaz maddi desteğiyle yurt dışına okumaya gidip ya telef oluyor ya da tam anlamıyla kimlik bunalımı yaşıyor. Kısaca kendi suçu olmasa da ebeveynleri ona yaptığı kötülüğün cezasını çekiyor. Sonuç olarak hiç karar vermemiş bir bireyin 22 yaşından sonra iyi kararlar vermesini beklemek hayalperestlikten öte değil kanımca.

– Diğer bir konu ise gidilen yer hakkında kapsamlı araştırma yapılmaması. Bu bence en büyük problem. Size uygun olmamasına rağmen ya da henüz hazır olmadan sadece inanılmaz kazanıyorsunuz diye Almanya’ya giderseniz bunalıma girebilirsiniz. Herkes Batı Avrupa ülkelerinde her şeyin mükemmel olduğunu zannederken diğer Avrupa ülkelerinin de aç olduğunu zannediyor. Bu durum ise beklentiler ile gerçeklerin uyuşmamasına, sonuç olarak insanların gittikleri yerden nefret etmelerine sebep olabiliyor.

Hakkında yazılacak içeriği sonsuz bir konu bu, şimdilik bu kadar cevap vereceğim 🙂

Biraz önce Doğu Avrupa ülkeleri aç zannediliyor dedin ya aklıma geldi Romanya’da yaşam ucuz mu? Öğrenci olarak gelen biri kira dahil ne kadar bütçe hesaplamalı?

Ucuz ya da pahalı demek zor. Orta karar diyebiliriz. Zannedersem öğrenci olarak bütçe gerekliliği öğrencinin yaşam tarzına ve kalacağı yere göre değişir. Şehirden şehire inanılmaz fark eder. Ben Cluj’dan iki  senaryo ile örnek vereyim;

– Öğrenci yurdunda kalan ortalama sosyal bir öğrenci – 200-300 euro
– Evde kalan ortalama sosyal bir öğrenci – 300-400 euro

harcar diye tahmin ediyorum. Ama bu miktar öğrencinin yaşam tarzına göre 150 Euro’da olabilir 500 Euro’da.

O zaman üniversite harçları ile ilgili de bilgi verebilir misin? 

Senelik üniversite harcı zannedersem 2500-3000  euro civarında AB vatandaşı olmayanlar için. 

DSC04817

Benim gözlemlediğim kadarıyla yaşlı halkın İngilizce bilme oranı düşük. Ülkeye ilk gittiğin zaman dil konusunda zorluk çektin mi? Bildiğim kadarıyla Rumence de öğrendin. Sence kolay bir dil mi?

Dil konusunda zorluk çekmedim. Erasmus programı zamanında da daha sonrasında da genellikle genç kesim ile muhatap olduğum için ve gittiğim restauranlarda, ya da markette genç çalışanlar çoğunlukta olduğu için hep bir şekilde anlaşma şansım oldu. Dediğin doğru, yaşlı halkın İngilizce bilme oranı düşük fakat Y ve Z jenerasyonları arasında ise birden çok dil bilme oldukça yaygın. Transilvanya bölgesindeki kozmopolit yapı (Macarlar, Rumenler, Sakson ve Swabian gibi Alman azınlıklar, Slovaklar) sebebiyle burada yaşayanların çoğunluğu genellikle 2-3 dil bilen insanlar. Çok dil konuşan bu iki jenerasyon genellikle İngilizceyi de çok iyi konuşuyor. Fakat aynı şeyi Baby-boomer veya X jenerasyonu için söyleyemeceğim 🙂

Bunun yanı sıra Fransa ile olan geçmişinden ve komünist dönemden dolayı yaşlı ve orta yaşlı kişiler arasında Fransızca ve Rusça bilenlere de sıkça rastlayabiliyorsunuz.

İngilizce ile uzun bir zaman geçirdikten sonra eşimden dolayı Rumence öğrenmem gerektiğine karar verdim. Türkiye’de geçirdiğim sürede dil bilgisi çalışıp burada hiç kimseden yardım veya kurs almadan pratik yaparak Rumence öğrendim. Şu anda iyi düzeyde konuşuyor, hatta iş yerinde de kullanıyorum Rumenceyi. Ama daha çok okumam, yazmam ve  kendimi geliştirmem gerekiyor. Kesinlikle kolay bir dil değil ana dili Türkçe olanlar için ama eğer bir Latin dili biliyorsanız dil bilgisini anlamakta zorlanmayacaksınız. İtalyanca ile aynı gramer yapısına sahip. Kelimeler de benziyor dilin Latin kökeninden dolayı. Hatta Rumence öğrenince absürt bir şekilde İtalyanca anlamaya başladım. 🙂

Sen de büyük çoğunluğa uyum sağlamışsın. Kaç dil öğrendin?

Ana dilim dahil 4. Şu an Almanca öğreniyorum, daha 1-2 senem var ama o konuda da elimden geleni yapıp Almanca da konuşacağımı düşünüyorum. Türkiye’de iyi İngilizce konuştuğum için el üstünde tutuluyordum ama burada ne yazık ki tek yabancı dil yetmiyor.

IMG_20180717_215701197_LL

Biraz da Rumenlerin kültür ve yaşamına değinelim istiyorum. Sence bize benziyor mu Rumenler?

Benzer yönlerimizin oldukça fazla olduğunu düşünüyorum. Duygusal olmaları, uzun vadeli planlamada sıkıntılı olmaları (günlük yaşamaları 🙂 ) , aile bağlarını benlikten önde tutmaları, çabuk fikir değiştirebilmeleri, dakik olmamaları, geleneklerine oldukça önem vermeleri benzer olduğumuz konular.

Belirgin farklılıklar arasında siyasete yaklaşım aklıma ilk gelen konu. Bizim gibi toplumun yüzde 80’nin milliyetçi olduğu bir topluma kıyasla liberal veya apolitik çok fazla insan var. Siyasi duyarsızlık içeren toplumsal konular da sizi sıkabiliyor. Ayrıca bizde Batı Avrupalılar kadar olmasa da oldukça gelişmiş olan ve ortak alan kullanımı için büyük önem taşıyan “Sosyal yaşam” anlayışı postkomünizm bakış açısından dolayı burada oturmamış durumda.

Bunların yanı sıra ben Rumen insanını birçok anlamda çok iyi yere koyuyorum. Şöyle ki burada şehir yaşantısında çok güzel bir denge var. Almanya’da hissettiğiniz o mesafeyi ve soğukluğu hissetmiyorsunuz. İnsanlar bireysellikle sosyallik arasında bir yerdeler. Batı toplumunun tamamen bireyselci soğuk yaşam tarzının bizimki kadar cıvık cıvık olmamış ama sosyal bir yaşam tarzıyla karıştığı bir şehir hayatı var. İnsanlar sizin alanınıza girmiyor ama size soğuk da davranmıyorlar. Kendinizi göçmen ya da yabancı gibi değil, o toplumdan biri gibi hissetmenizi sağlıyor bu bahsettiğim konu. Kısaca mahalle baskısı hissetmediğiniz ve sosyal olabileceğiniz bir ortam oluşturma şansına sahipsiniz burada.

Ben şahsen Macaristan’da ve Almanya’da da uzun süreler geçirdim… Ama kendimi buradaki gibi rahat hissedemedim.

IMG_20180128_161832558_HDR

Romanya’da yaşadığım süre içinde post komünizm yani komünizmin topluma etkilerini gerek günlük yaşamda gerek çalışma hayatında fazlasıyla hissettim. Senin bu konuyla ilgili düşüncelerin neler?

Kesinlikle katılıyorum. Sosyal hayatta kendi yaş grubumdan insanlarla takıldığım için pek hissetmedim ama iş hayatında hissedip zaman zaman şikayet edip, üzerinde çalıştığım bir konu bu.

İnsanların sorumluluk almaktan korkmasına, proaktif düşünememesine sebep olan bir fikir yapısı. Savaşması çok güç, uyum sağlaması imkansız. Özellikle bizim gibi pratik düşünen bir milletin sabırla yaklaşması oldukça güç bir mentalite. Ama sonuç olarak bu mentalite ile savaşmanın yolunu hakkında bol bol okuyarak ve üzerinde düşünerek buldum diyebilirim. İnsanların gerekli konuya katılımını pohpohlama ve ilgi çekme vasıtasıyla sağlayarak bu psikolojik duvarı yıkıp geçebilirsiniz. Fakat bu söylemesi kolay gerçekleştirmesi oldukça zor bir eylem.

Günlük hayatta, devlet dairesinde, okulda, iş hayatında sürekli karşınıza çıkabilecek bir olgu post komünist düşünme şekli. O dönemde yaşayan kişilerin sayısı azaldıkça bu konuda gelişme olduğunu söylüyor burada yaşayanlar. 🙂

Ayrıca bu mentalitenin “oluşturulması” sürecini anlayınca çok daha fazla korktum diyebilirim o dönemde ülkeyi yöneten komünist liderden. Fakat yine söylemek gerekirse Cluj’da bunu minumum düzeyde hissediyorsunuz. Üniversite okuyan kesim ve donanımlı yerli halkı sayesinde Cluj-Napoca genel olarak Romanya’nın 2-3 adım önünde yer alıyor.

Peki, sen Rumenlerle anlaşabiliyor musun? Yani biz Türkler onlarla ortak bir dil bulabilir miyiz, konuşup anlaşmak için? Bu soruyu yakın zamanda bir ömür boyu beraberliğe evet dediğin birini (yani sevgili eşini) hariç tutarak cevapla olur mu? (ve onu fazla kızdırma!) 🙂 

Benim için birileriyle anlaşmak çocukluğumdan beri en kolay şeylerden 🙂 İnsan psikolojisi ve sosyolojiyi mühendislikten arda kalan zamanlarda bol bol okuduğum için de olabilir. Bunların üstüne benim ekstra uyumlu bir insan olduğumu düşünürsek soruya sadece benim gözümden cevap vermek çok gerçekçi olmayacak 🙂

Kesinlikle post komünist kafasındaki insanlarla bir konu üzerinden anlaşmak ve fikir alışverişinde bulunmak zor ama genel olarak bize çok benziyor Rumenler. Duygusal olmaları, sıcak olmaları ve iyi niyetli olmaları dolayısıyla iletişim ve anlaşma konusunda her zaman orta yolu bulmak mümkün.

Aslında bu biraz da karşınıza çıkan bariyerin zorluğu ve sizin onu aşmak için ne kadar çaba gösterdiğiniz ile alakalı. İki bilinmeyenli bir denklem demek daha doğru olabilir.

DSC04793Düğünü yeni atlatmış bir damat olarak bize biraz Rumen düğününden bahseder misin? Bu arada benim Rumen düğününe bir kez katılma şansım oldu. Bizden farklı düğün anlayışları vardı ama inanılmaz eğlenceliydi 🙂 – Tek bir örnek ile genelleme yapılmaz biliyorum. 🙂 –

Romanya’da düğünler 10-12 saat sürüyor. Bu süre boyunca sürekli yemek yemeniz, bir şeyler içmeniz ve dans etmeniz bekleniyor. Yaklaşık 4-5 çeşit yemek, sınırsız içecek bir o kadar da tatlı servis ediliyor masalara.

Gözlemlediğim kadarıyla diyebilirim ki düğün oraya gelen davetliler için tasarlanmış bir eğlence ve sosyal anlamda yıkılması imkansız bir tabu! Şöyle ki eğer birisi bir düğüne katılmış ve oradan keyif alamamışsa düğünü düzenleyenlerin vay haline!. “Nasıl olur da bizi orada eğlendiremezler!?!?!” , “Müzik çok kötüydü!!” ya da “Yemek çok kötüydü” tarzında homurdanır davetliler eğer düğün sırasında memnun kalmazlarsa. Bu sebeple erken bile gidebilirler. Aslında düğünün uzunluğu davetlilerin memnuniyetine bağlı dersek yanlış da olmaz.

Gelini kaçırma adetleri aslında gerçekten eğlenceli bazen can sıkabiliyor olsa da 🙂 Benim düğünümde başıma gelmedi fakat katıldığım düğünlerde gözlemlediğim kadarıyla bir taraf için eğlenceli diğer taraf için dramatik bir durumdu! :))

Gelini kaçırma dışında 1-2 kere rastladığım ‘Çifte Soru-Cevap’ gibi çok hoş bir etkinlik var. Düğünü sunan kişi çifti birbirlerini görmeyecek şekilde oturtup, ayakkabılarını çıkarttırıyor. Daha sonra kimin sözü geçiyor, kimin müzik zevki daha iyi, kim daha çok horluyor, kim daha zeki, kimin annesi daha beter kaynana vs. gibi harika sorular soruyor 15 dakika boyunca. Cevap vermek için taraflar diğerinin ayakkabısını havaya kaldırıyor. Yani damat soruya gelinin ayakkabısını havaya kaldırarak cevap verirse o soruda gelini tercih etmiş oluyor. Gerçekten izlemesi inanılmaz keyifli ama Rumence bilmek şart 🙂

Özetle düğünler çok ama çok önemli Rumenler için. Çok eğlenceli geçiyor eğer müzik tarzı sevdiğiniz gibi denk gelirse. Yoksa 10 saat boyunca dinlemediğiniz bir müzik tarzına maruz kalmak zorundasınız! 🙂

Düğünde durmadan yemek yemek zorunda kaldığımızı hatırladım şimdi. Gelin ve damadın ailesi bile aralarda bizim masamıza gelip neden yemek yemediğimizi sormuşlardı. Sanırım yemekleri beğenmediğimizi düşündüler. Saat bu arada gece 12 civarı! Normal bir bünye o saatlerde yemek yemez uyur diyemedik ve ayıp olmasın diye yemek yemeğe devam ettik 🙂

Sizin evde hangi yemekler yeniyor peki, Andreea’nın Türk yemekleriyle arası nasıl? Birlikte Türk yemekleri yapıyor musunuz?

Yemek yapmayı çok sevsem de son 1 yıldır biraz mutfaktan çekildim. Andreea eskiye nazaran daha fazla seviyor yemek yapmayı çünkü 🙂 Çok da güzel yemek yapıyor; hem doğaçlama hem de bilindik tarifler ile.

İkimiz de yemek yapıyoruz. Neredeyse her zaman Türk yemekleri yiyoruz evde. Bu sadece benim değil onun da tercihi. Tamamıyle Andreea’nın kendi iradesiyle deneyimleyerek seçtiği bir yol diyebilirim! 🙂

Romanya’nın yemekleri içinde taze kaşar ile yapılmış mamaliga, vinete, zacusca, kremalı tavuk çorbası ve fasulye yemeği en sevdiklerim. Bunlar dışında Rumen mutfağına çok düşkünlüğüm yok. Yemeklerinin tadı çok sade ve fazla baharat kullanmıyorlar. Haliyle benim damak tadıma pek hitap etmiyor. 🙂

Screenshot_20180904-102100-01
Electric Castle 2017, Cluj-Napoca

Romanya deyince birçok kişinin aklına ilk gelen şey Romanlar yani Türkiye’de bilindiği şekliyle çingeneler. (Belki de Rumen ve Roman kelimelerinin birbirine yakın olması sebebiyle) Rumenler Romanlar ile ilgili konuşmayı sevmiyorlar. Ülkeleri hakkında kötü reklam yapıldığı için hatta onlara çok kızgınlar.

Bu oldukça kompleks bir konu ama çok uzatmadan anlatmaya çalışacağım.

Dediğinde haklısın, Türkçe’de bu iki kelime birbirine çok yakın ama İngilizce’de böyle değil. O yüzden konuya o açıdan yaklaşmamak lazım. Yani Rumenlerin adının kötüye çıkmasının sebebi kelime oyunu değil tam olarak.

Öncelikle kelimelerin arasındaki farkı yazayım Türkçe için.

Roman: Hindistan kökenli olup, Avrupa’nın tamamına yayılmış, çingene olarak da bilinen grup.
Romen: Roma imparatorluğu vatandaşı.
Rumen: Romanya vatandaşı.

Şimdi Roman olarak bilinen  esmer kimseler bütün Avrupa’da hatta ABD’de bile var olan bir grup. Kendilerini dünya çapında azınlık olarak tanımlamaktadırlar. Dilleri ve bayrakları bile var hatta. İngilizce “Romani People” diye aradığınızda hikayelerini okuyabilirsiniz.

Romanya’nın buradaki şanssızlığına gelirsek; Avrupa’ya göç dalgasıyla gelen bu kişilerin en çok Dacia (Bugünkü Romanya) topraklarına yerleşmesidir. Avrupa’da en çok Roman nüfus Türkiye, Fransa, İspanya’da bulunmasına karşın nüfusuna oranla en çok Roman olan ülke Romanya’dır. Bu tamamen şans eseri oluşmuş bahtsız bir durum. Ayrıca bu azınlığın Kral diye tanımladıkları kişi de Romanya’da yaşıyor. “Kral” da bu kötü ünün sebeplerinden.

Rumenlerin bu konuyu sevmeme sebebi ise şöyle: AB’ye girdikten sonra diğer ülkelere gidip dilencilik, hırsızlık yapıp ülkenin adını ve itibarını kötüye kullandıklarından kaynaklanıyor. Çünkü Romanya’daki Romanlar de AB vatandaşı dolayısıyla AB’nin tüm haklarına sahipler. 

Ben nasıl  Arap olmadığımı, 4 tane kadınla evlenmediğimi, Arap alfabesiyle yazmadığımı Avrupalılara anlatmaktan bıktıysam, onlar da Romanlar ile karıştırılmaktan bıkmışlar. Hak vermek lazım.

Rumence yukarıda da bahsettiğim gibi bir latin dili. Dilin kökeni Romenler (Romalılar) tarafından asimile edilen ve zamanında Runik türde bir alfabe ile yazılan bir Trakya dili olan Dacia’ya dayanıyor. Eski Dacia dili günümüzdeki Rumencenin yüzde 5-10 kadarını oluşturuyor. Dile ait ve eşsiz olan birçok kelime o kökenden geliyor.

DSC03919

Cluj-Napoca tam bir üniversite gençlik şehri. Festivallerinden yaşam tarzından hatta gece hayatından da bahsetmek ister misin?

Cluj-Napoca uluslarası önemli birçok festivale ev sahipliği yapan, hiç durmayan gece hayatı olan bir şehir. Kültürel, sosyal ve eğlence anlamında sürekli aktiviteler bulmanız mümkün. İşin güzel yanı Rumence ya da Macarca bilmeseniz bile dahil olabileceğiniz İngilizce aktiviteler var. Tiyatro ve opera da bile sahnenin yanındaki ekranda altyazılar ile takip edebiliyorsunuz oynanan oyunu ya da sahnelenen opera gösterisini.

  • Electric Castle, Untold ve Jazz in the Park en önemli müzik festivelleri.
  • En önemli şehir festivali Zilele Clujului. Ve evet, her sene birden fazla şehir festivali düzenleniyor.
  • En önemli kültürel organizasyon ise kesinlikle TIFF (Transilvania International Film Festival).
  • Romanya futbol ve basketbol milli takım maçlarını da burada oynuyorlar. 2017 yılında Avrupa Basketbol Şampiyonasını (Eurobasket 2017) organize eden ülkelerden biriydi. Cluj ev sahipliği yaptı. (Finlanda, Türkiye ve İsrail diğerleri).
Screenshot_20180904-102033-03
Electric Castle 2015, Cluj-Napoca

Bu belirttiklerim dışında sayısız aktivite organize ediliyor Cluj-Napoca’da.

Gece hayatı ise harika. Çok kaliteli birçok pub, bar, bistro ve gece klübü var. Hafta içi bile birçok gece klübünde partiler düzenleniyor ve yaz dönemi hariç hep dolu oluyor bu partiler.

  • Son sorum Cluj-Napoca’ya turist olarak gidenlere (artık bir lokal olarak) ne tavsiye edersin?

Kesinlikle Old Town’ı gezip, müzeleri görmek gerekiyor. Cluj-Napoca’nın Avusturya Macaristan ekolünü bugüne taşıyan mimarisini çok seviyorum. Gotik ve Art Nouveau tarzının ön plana çıktığı yapılar var bolca bu şehirde.
Piata Unirii, Piata Avram İauncu, Cluj Opera House, Cluj Hungarian Opera, Central Park (Parcul Central), Belvedere, Piata Muzeului, Iulius Park mutlaka görülmeli.

Onun dışında yemek yenip ve bir şeyler içilecek sayısız güzel pub ve restoran var. Hepsini deneyimlemek zor ama Joben Bistro‘da bir şeyler içilip bir hamburger yenilebilir mesela, Touluse Restaurant‘da Fransız lezzetleri, Roata Restaurant‘da Rumen yemekleri deneyimlenebilir. İndigo‘da ise Hint mutfağına dalınabilir. Belvedere‘deki Pergola’da şehir manzarasıyla kahve içmek veya Bricks‘te Venedikvari bir ortamda oturmak tavsiye edeceklerim arasında.

***

Sorularıma verdiğin içten cevaplar için çok teşekkür ederim sevgili Mert.

***

Mert’in sosyal medya hesaplarında Romanya ile ilgili paylaşımlarını takip edebilir, Romanya’da yaşam ile ilgili sorularınız olursa kendisine facebook ve instagram hesabı üzerinden ulaşabilirsiniz. (İnstagram: mertkarakaplan) (Facebook: Mert Karakaplan)

***

Bu yazıdaki fotoğraflar sevgili Mert’e aittir.

***

Bu röportaj serisinde farklı ülkelerden farklı misafirlerim olacak. Umarım sizlere yurt dışında yaşam konusunda fikir verip, yararlı bilgiler sunabileceğiz.

Yurt dışında yaşıyor ve izlenimlerinizi buradan paylaşmak istiyorsanız, sizinle de yurt dışına taşınmak ve yurt dışında yaşam üzerine bir röportaj yapabilirim. Bana ulaşmak için iletişim bölümüne tıklayabilirsiniz.

*Yeni yazılarımı takip etmek için facebook ya da instagram sayfamı takip edebilirsiniz, sayfalara linkten ulaşabilirsiniz.

Sevgiler!

Sumru

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s