Anneliğe hazır mıyım?

Dikkat: Bu bir içini dökme yazısıdır! 🙂

Bir kaç gün sonra kızımın iki yaşını kutlayacağım. Peki sizce bu iki senede en çok kim büyüdü?

Cevap veriyorum “ben“!

Bu yazı sitedeki tüm yazılarımdan ayrı bir kulvarda olsa da yine de paylaşmak istedim sizlerle… (Kızımın bakımı sırasında kendimle baş başa kaldığım zamanlarda aldığım notları derleyip toparlayıp, gezi yazılarımdan bambaşka bir içerikte bir yazı haline getirdim. )

Geçirdiğim bu iki sene boyunca hem kendimde olan değişiklikleri hem de çevremde benzer süreçten geçen annelerle olan konuşmalarımı derin analiz etmeye çalıştım ve bir nevi anneliğe zihinsel olarak nasıl hazır hissedilir sorusuna cevap bulmak için kendimce epey kafa patlattım. (Yaşadığım yer şehir hayatından uzak, çok sakin bir yer olması  ve uzun annelik iznim nedeniyle uzun zamandır yoğun okul ve çalışma temposunun getirdiği zaman problemini ortadan kaldırıp bir nevi Alplerin eteğinde inzivaya çekilmiş yogini seviyesine ulaştım!) Çünkü doğum sonrasını sağlıkla ve sabırla geçirebilmek için anne olmadan önce gerçekten içsel bir dönüşüme ihtiyacımız var. “Ben neler öğrendim” den yola çıkarak “Beni nasıl bir süreç bekliyor, acaba gerçekten hazır mıyım” gibi sorulara cevap arayanlara işte bu da benim hikayem:

Bundan birkaç sene öncesine kadar başına buyruk yaşayan, üzerine kimsenin sorumluluğunu almayan, dediğim dedik, özgür ruhlu bir insandım. Üniversiteden itibaren 10 yıl tek başına yaşamış ve sadece kendine yatırım yapmış, eskilerin deyimiyle altın bileziğini koluna takmış, çalışkan da biriydim 🙂  Hayatımdaki en önemli konu ucuz uçak bileti aramak ve gezmek, gezmek ve gezmekti (Görebileceğim kadar çok yer görebilmekti. 🙂 (Ne kadar basit bir yaşam aslında değil mi 🙂 Kısaca ayakları yere basmayan biri olduğumu da anne olduktan sonra fark ettim!

Şimdi  nasıl biri mi oldum? Kızı için hatta ekmek yapma makinesi alıp gece uyumadan önce malzemeleri atıp sabah taze ekmek kokusuyla uyanan yani ekmeğini taştan çıkaran! :), hayatındaki odak noktası konserler, kültürel etkinlikler olmaktan çıkmış, uykusunu almadan güne başlayan, 24 saat bakıma muhtaç biri tarafından hayatı, bazen kendini unutan bir tipe dönüştüm.

IMG-20171021-WA0000

Sanırım bu beni en iyi anlatan görseldi 🙂

İşin tuhaf tarafı bir süre sonra tüm bu yorgunluktan, yeri geldiğinde stresten keyif alıp yeni hayatımdan mutlu olmaya başladım. (Yok yok henüz delirmedim merak etmeyin! :))

Anneliğe hazır mıyım şeklinde yazıp, internette arama yaptığımda karşıma çıkan çoğu yazı, benim de daha önceden yazdığım hamileliğimi nasıl geçirdim içeriğindeki fiziksel hazırlıklardan bahsediyor. Ne yer, ne içerim, nasıl seyahat ederim… gibi konu başlıkları birçok anne adayı için çok önemli fakat bu yazıları okurken bilinçli olmak gerekiyor. Bazı ünlü bloggerler bu yazıları kaleme alırken içerikten daha çok ürün yerleştirme amacında olduğundan üzgünüm ama yazılanın birçoğu ürün pazarlaması adı altında bomboş yazılar… Anne olmaya çalışırken en günceli takip edeyim, en doğru ürünü kullanayım derken hamilelik ve doğuma hazırlanma bir süre sonra amacından sapıyor ve tüm annelik hastane odasında giyilecek takım, bant ve terlik uyumuna kadar indirgeniyor! 🙂 Bence anneliğe zihinsel olarak hazırlanmak  bunlardan çok daha öte bir şey!

Bebekler gerçekten farklı bir yazılımla dünyaya geliyorlar! Günümüz anneleri gibi hamilelik ve doğum ile ilgili bir sürü kitap okuyup en doğruyu kitaplarda aradım. Meğer en doğru diye bir şey yokmuş. En doğru aslında hissettiklerin, kabul ettiklerin ve bebeğinin senden ne istediğiyle alakalıymış… Amacım burada hiçbir şey okumayın içgüdüsel annelik yapın tarzı demeç vermek demek değil ama her şeyi kitapta olduğu gibi uygulamaya çalışıp benim gibi kendinizi boşu boşuna strese sokmayın. Tekrar etmek gerekirse annelik kolay bir süreç değil ama bunu en saf, en temiz haliyle yaşamak bizim elimizdeymiş.

Tekrar söylüyorum, bebek bakımı sadece ve sadece kitapta yazanları birebir uygulamak değilmiş. Önemli olan ihtiyaçlarını hızlı bir şekilde anlamak ve hızlı cevap verebilmekmiş kesinlikle.

Stres anneden bebeğe geçer! sözünün doğruluğu… Bendeki en ufak hayal kırıklığı, bezginlik, anında kızımdan huysuzluk olarak bana geri dönüyor. “Show must go on” tarzı bir tiyatrocu misali perde hep açık ve siz hep gösteri halindesiniz. Bu durumu uygulayabilmek için (çabuk demoralize olup pireyi deve yapan bir kadın olarak) uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyduğumu itiraf etmeliyim.

Çevremdeki annelerden “Anneliğe hiçbir zaman hazır olunmaz” hatta “Önceden bilseydim acaba anne olur muydum emin değilim” gibi sözler duysam da çocuklu hayata alışma aşamasındaki ilk travmayı hafifletmek için çevremdeki tüm seslere kulaklarımı tıkamak benim için çok rahatlatıcı oldu!

20’li yaşlar üniversite eğitimi almak isteyen kadınlar için yani bizim ülkede anne olmak için artık erken çünkü Almanya’daki eğitim sistemini yerinde gözlemledikten sonra Türkiye’de üniversite sınavına kadar hayatı yaşamadığımızı fark ettim. Hayatımızın belki de en aktif dönemi (öğrenmeye, deneyimlemeye açık dönemi) belli sınavlar nedeniyle uçup gitmiş. Üniversite sınavından sonra üzerimize hafif bir rahatlık gelse de okulu bitirme ve iş bulma kaygısı ile o yıllar da hızla geçiyor. İşe girmiş taze mezun ise 24 saati aktif yaşayan bir sosyal kelebek haline geliyor. (Iskaladığı hayatı, 22’den sonra yakalamak için yani bu durum kesinlikle!) Biz de benzer şekilde ıskalanmış sosyal hayatı ve sınavlara çalışırken gezemediğimiz ne kadar yer varsa çocuktan önceki hayatımıza sığdırmaya çalıştık.

Ergenlikten sonra girilen hayat yarışında geçmişi düşünmek ve ders çıkarmak gibi konularla kimse uğraşmıyor, ta ki anne olup uykusuz kalınan gecelerde yapacak bir şey olmadığında kendi çocukluğuna inip kendi kişiliğini analiz etmeye başlayıncaya kadar! 🙂 (Kızımı uyuturken özellikle gece emzirirken bol bol vaktim oldu son bir senede. Kuluçkada oturan hindi misali derin düşüncelere daldım bu bahsettiğim seanslarda) Hani şirketler tarafından sağlanan sosyal yetkinliğinizi geliştirme amaçlı çeşit çeşit kurslar var ya… (Epey de pahalıdır bu kurslar, kendiniz para verip gitmeye kıyamazsınız! 🙂 ) İşte o eğitimlerde anlatılanları uykusuz gecelerde hiç kimseye para ödemeden kendiliğinden çıkarmaya başladıysan bu bir kırılma noktası. Yani annelik farkındalıklarını yavaş yavaş su yüzüne çıkarmaya başlıyorsun. (Farkındalıklar konusunda masteri ise 2 yaşından sonra konuşmaya başlayan ve karakteri olan çocukla yıllar içinde tamamlıyormuşuz galiba ben henüz o konuda deneyim sahibi değilim!) Çocukluğundan itibaren hayatını gözden geçirmek yani bir nevi köklerine dönüş aslında güzel bir özeleştiri süreciymiş bu arada anne olmasanız bile böyle bir yolculuğa yaşamınızın bir döneminde mutlaka çıkın. Kızgınlıklar, kin, öfke, kırılmalar güzel tamir ediliyor.

Ayrıca bu dönem hiç olmadığı kadar çok annem ve babamla maziyi konuşmak için dialog içine girmiş bulundum! Neredeyse İlber Ortaylı kıvamında bir tarih delisi oldum. 7 nesil geriye giderek kendimce soy ağacı çıkartmaya çalışıp, benden önceki tüm büyüklerin karakterlerini ve yaşamlarıyla ilgili sorular sordum durmadan. Amaç çocuğun karakteri atalarından aldığı genlerin etkisiyle nasıl şekillenebilir sorusuna cevap bulabilmek belki de bilemiyorum! 🙂

Hatta bebeğin fiziksel anlamda kimlere benzediğini anlayabilmek için tüm aile albümlerine ulaşmaya da başladık. Kendi çocukluğuma ait tüm anılara da birden merak sardığımı fark ettim. Gecenin bir vakti anneme merakla hangi süt dişimin hangi ayda çıktığını soran smsler bile attığımı hatırlıyorum 🙂

Şaka bir yana bu merak aslında hayatına pozitif anlamda katkı sağlayacak harika bir fırsat çünkü çocuk yetiştirmek de başlı başına kendini yeniden keşfetmek. Hem fiziksel hem ruhsal anlamda bir çok değişiklik olurken bunlara nasıl tepki gösterdiğini görmek…Her gün kendinle ve bebeğinle ilgili yeni bir şey öğrenmenin mutluluğu…En sevdiğim tarafı da bu süreçte kendini çok daha iyi tanıma ve kendi sınırlarını keşfetmek! fırsatıydı.

Bu süre zarfında başıma gelenler ve deneme yanılmalar sonucu bulduğum en etkili yöntem: ilk çağ annesi acaba nasıl yapardı diye düşünüp ona göre hareket etmek… (Cevabını bulamadığım sorularda hatta Google’da bile saatlerce arayıp cevaptan tatmin olmadığım da başvurduğun iç kaynak kesinlikle annelik iç sesi! )

20180301_222123
Gece uykusu kaçtığında, diş çıkardığında ve bütün gün yemek yemediğinde doğaya dönüp şu fotoğrafa bakıyorum. Yalnız olmadığımı görmek bana güç veriyor. (Bu kareyi yakalayan Aylak İlsu’ya sonsuz teşekkürler.)

Doğumdan sonra bir insana bakmanın, onu yetiştirmenin aslında hiç de kolay olmadığını anlamak birçok annede hayal kırıklığı yaratıyor çünkü bizim ülkede ne kızlara ne de erkeklere küçük yaştan itibaren gerçekten sorumluluk veriliyor. Hatta fazlasıyla şımarık yetiştiriliyor çocuklar bizim kültürde. Almanya’daki büyükanne ve babaların 65 yaşına kadar çalışma hayatında kalmasıyla anne ve babalar bu sorumluluğu neredeyse eşit bir biçimde paylaşıyor. Annelere doğumdan sonra 3 yıl evde kalma hakkı verilmesiyle çalışma hayatından uzaklaşıp ev hanımlığına geçici olarak geçiş yapıyorlar. Kafaları kurcalayan ve bence çözülmesi gereken en önemli konu bebeğe kimin bakacağı. Anne çalışma hayatını bir süreliğine bırakıp 24 saatlik bu zorlu göreve hazır mı? Çalışma hayatından tamamıyla kopmuş olmak da anneler de inanılmaz baskı ve mutsuzluk getirebiliyor. Bakıcısız çocuk büyütmek ve tüm evin sorumluluğunu almak (ilaveten bulaşık, çamaşır, yemek pişirmek gibi) Almanya’da çocuk bakımını üstlenen annelere ağır gelebiliyor çünkü bakıcı ve temizlik işleri için yardımcı tutmak bizim kültürden farklı olarak burada çok tercih edilen bir durum değil.

Evde kalanlar da mutsuz olabiliyormuş, e çocuğunu bakıcıya bırakanlar da, yok mu bunun orta yolu diye sorabiliriz! Bu cevabı herkes kendi durumuna uygun olarak vermeli ki herkese uyan tek bir cevabı olmayan bir konu bu kesinlikle.

Bir de fiziksel anlamda çalışan ve beyin olarak hala evde olanlar var ki bu grup henüz bir çocuğa sahip değilken Türkiye’deki ofis hayatım boyunca beni yoran bir gruptu diyebilirim. Yeni annelerin bütün gün bakıcılarıyla mesajlaşarak, tüm molalarda çocukları hakkında konuşması problemi. (çocuğu olmayan biri için hiç ilgi çekici bir konu değilken, çocuğu olan bir annenin de bu konular hakkında sürekli konuşmak durumunda kalması çalışma arkadaşına gösterdiği kibarlıktan öte bir şey olmadığını düşünüyorum!) Bu durum Almanya’da cidden yok. İşe gittiğinde sadece işini yapma ve özel hayatınla ilgili detayların pek paylaşılmaması evli mi bekar mı çocuklu mu kısaca pek üzerinde durulup, konuşulmaması harika!

Çocuk bakarken dış uyaranları en aza indirmek (kimsenin çocuğuyla karşılaştırmamak, çok bilmiş teyzeleri bir süre hayatımızdan çıkarmak, stres yapan unsurları en aza indirmek) ve o dönem hayatınızdaki önem sıralamasını tekrar gözden geçirmek yani gerekirse önemli bulduğunuz ve çözüm bekleyen konuları hamileliğin öncesinde halletmek bebek sonrası psikoloji için çok önemli olduğunu düşünüyorum.(Ev kredisi, çocuğun özel okul masrafı, kariyer beklentileri… Bu gibi konulardan uzaklaşılması gereken 1-2 sene bu..Beyinlere birer reset atıp 24 saatlik bu zorlu göreve başlarsak bence çok yara almadan yani ruh sağlığı çok bozulmadan tamamlanıyor bebekli hayat!)

Hamilelik sürecinde genel anlamda beklentilerin çok düşük tutulması, bebek bakımıyla ilgili ahkam kesmemek ve şartlanmaların minimuma indirgenmesi de bence kesinlikle atlanmaması gereken bir konu.

Doğumdan sonraki ilk bir ayda karşılaşılması kuvvetle muhtemel bir konu için de mutlaka hazırlıklı olun: Ay bu bebek teyzenin dayısının kızına benziyor tarzı yorumlar! Evet sadece bizim kültüre ait bir durum bu! Alman anneler yeni tanıştığı bir anneye ya da arkadaşına ay sana mı benziyor yoksa eşine gibi gereksiz bir muhabbet yapmıyorlar. Kime benzerse benzesin konuştuktan sonra bu durum değişecek mi ? hayır! Sen, benim ve eşimin genetik havuzunu biliyor musun? Hayır! O zaman neden konuşuyoruz ki! Bebeğini kayınvalidesine benzetiyorlar diye üzülen kadınlar tanıyorum! Yapmayın, üzmeyin anneleri! 🙂

Özellikle benim jenerasyonumda verilen eğitim sisteminde, bilgi sorgulamadan, yani bir ezberleme külfetiyle, çözümler hep paket halinde sunuldu. Bu konuda da biraz derinlere inince keşif duygusunun aile ya da sistem tarafından engellenmesi aslında çocukların yaşam sevincini öldürecek kadar kötü bir şey olduğunu anladım! Tavsiye edilenin rehber anne olabilmek (yönlendirici ve heveslendirici)  olduğunu öğrendikten sonra hareketlerime daha da dikkat etmeye başladım. (Bence sınırlar hep önemli: heveslendirmek ve her dediğine evet demek arasında ince bir çizgi var!)

Yine bizim kültürümüzün (klasik Akdeniz kültürü heyecanlı, yoğun duygulu ve geveze) en büyük problemlerinden biri dinlemeyi bilmemek. Aile içindeki konuşmaları bile izlediğimde insanların birbirlerini gerçekten dinlemediğini fark edebiliyorum artık! Bir bebek için dinlemek gözlerle yapılır onunla göz teması kurmak ve konuşmaya başladıktan sonra ona gerekten dinlediğimizi hissettirmek konusu Almanya’da parklarda, oyun gruplarında gördüğüm “Hz. Eyüp” sabırlı annelerin bana kazandırdığı bir farkındalık kesinlikle. Bu ayrıca cep telefonuna veda demekti. Oysa ne kadar bağımlı hale geldiğimi hiç fark etmemiştim. (Aman çocuğunuz konuşurken nasıl olsa dinliyorum diyerek cep telefonunda mesaj yazmaya devam etmeyiniz lütfen!)

Bir de işin pozitif boyutu var ki bu anne olmadan önce hiç aklıma gelmemişti:

Okuduğum şu (Annelik olmak kadına neler kazandırır) yazı hatta kendini geliştirmek için  çocuk yap diyor ve bir sürü  fayda sayıyor. Benim hoşuma gitti. Göz atabilirsiniz. Dolayısıyla çocuk yetiştirmek hızlı düşünme, karar verme, problem çözme becerilerini geliştirmede de etkilidir demiş! (Tüm kadın yönetici ya da adaylarına selam olsun!)

Annelik molamdan önce yoğun tempolu iş hayatımda başkalarını yönetebilmeyi öğrenmeye çalışırken evde geçen bebekli hayatımda sanırım iş hayatımdakinden daha fazla duygusal zekamı geliştirmek anlamında yol kat ettim. Hatta okuduğum şu yazı bende ciddi bir aydınlanma yarattı:  Duygusal zekanızın gelişebilmesi için önce kendinizi tanımanız gerekiyor, kendinizi yönetebiliyorsanız başkalarını da yönetebilirsiniz. Duygusal düzeyde nasıl çalıştıklarını anlamadan başkalarını geliştiremezsiniz. Bir bebeğe bir çocuğa bakmanın onun duygusal düzeyde ihtiyaçlarını anlamanın en iyi yolu onunla 24 saati birlikte geçirebilmekti. Onu anladıkça buzdağının altında kalan bir sürü duyguyu, stres yönetimini, duygularımı tanıyıp onları kızmadan bağırmadan nasıl ifade edebileceğimi bile öğrendim ben şu iki yaz krizlerinde 😉

dscn0058-01
Anne olmak, sahip olduğunu bilmediğin güçlü yanlarını öğrenmek ve aslında var olduğunu bile bilmediğin korkularınla uğraşmak demektir… (Interlaken, 2017)

Özet olarak:

Bana 10 adımda anneliğe nasıl hazırlanılır sorusunu  sorsalar hemen şu listemi gönderirdim!

  • Olgunluk
  • Sorumluluk alma
  • Yaşam temposunu düşürebilmek
  • Hayatında belli güvencelerin olması (en azından borç içinde yüzmemek)
  • Bu zamana kadar yaşadıklarından tatmin olmak ve geçmişle hesaplaşmalar kısmını halledebilmiş olmak
  • Çevrendekiler gezerken evde oturmanın koymaması
  • Duyguların kontrolü
  • Sabır, sabır, sabır!

ve son söz olarak:

Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? Şems-i Tebrizi

Screenshot_20170218-203559-01
Hayatın altını üstünü çabuk kavrayan bir zıpır! 🙂

Daha önce de söylediğim gibi bunlar sadece benim tecrübe ettiklerimden ibaret. Sizlerin bu konuyla ilgili yorumlarını merakla bekliyorum!

*Yeni yazılarımı takip etmek için facebook ya da instagram sayfamı takip edebilirsiniz, sayfalara linkten ulaşabilirsiniz.

2 comments

  1. 41 aylık anneyim. Kendi hikayemi biliyor ve yaşıyorum henüz kaleme almadım. Ancak hamileliğim ve dogum sonrası süreçte bir çok annenin deneyimini okudum, samimiyetle söylemeliyim ki hiç bu kadar iyi anlatabilenini okumadım. Ya çok mükemmel olma hayaline kaptırıp öyleymiş gibi yazılmış hikayeler (çok belli oluyor) ya “aman yaa arkadaşımla çıkar bir kadeh içerim, 3 yaşında evet bezliyorum, emzikte veriyorum, çok kasmayın, aaa bi de x marka ayakkabı aldık harika,…” vurdum duymazlıgında sürekli rahat yaşam koşullarında takip eden binlerce ne yapacagını bilmeyen kadını yanlış yönlendiren çocuğu ve kişisel gelişimi hiçe sayan fakat sürekli ve en iyisini almak üzere yaşamını deşifre etmekten mutlu deneyimler var. Elbette herkes kendi deneyiminden sorumlu ve yapılan yanlışlara hiçkimsenin deneyimi sebep gösterilemez. En sevdiğim ve yakın hissettiğim deneyiminizde doğmadan önce hazırlık, doğduktan sonra cevreye kulakları tıkama ve kendi iyi anne olabilme serüvenine odaklanma, küçük fırsatları büyük gelişme hamlesi olarak değerlendirme özellikle geçmiş gitmiş sandıgımız çocukluğu anlama, öfkeleri, kızgınlıkları deşifre etme ve geçmişi, kişileri affetme, kabul etme ve çocuğunu daha iyi anlama, duygularını kabul etme sabrı için çaba. Hayatı ve çocuğu tüm zahmetlerine rağmen sevebilme, kabul edebilme ve dengeleyebilme. Gelene hoşgeldin diyebilme huzuru ne müthiş bir erdem, olumsuzluk, yorgunluk ve her neyse. Sizi tanıdığıma tekrar mutlu oldum. Anneliğinizin 2.yılını kutlarım. İletişiminizin daha da güçleneceği yavaş yavaş bagımlılığın bağlanmaya dönüşeceği güzel dönemlere gelmişsiniz. Yavrunuza ve ailenize sağlıklı, hayırlı ve huzurlu bir ömür dilerim ve inşallah öylede olacak 🙏 .
    Sevgilerimle ❤️

    Beğen

    • Merhaba, Harika ifade etmişsiniz. İnanın yorumunuzu sindire sindire 4 defa okudum. Benzer düşüncede olmak her küçük fırsatı bir gelişim hamlesi olarak düşünebilen sayılı annelerdeniz galiba. Bu arada x Marka ayakkabı tavsiye eden tüm marka blogger social momları bloklayın, görüşmeyin, takip etmeyin :)))) Onlar temizlendikçe dünya daha yaşanılır hale gelecek. Sizin de ailenize sağlıklı, hayırlı ve huzurlu bir ömür diliyorum! Sevgiler.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s