Sık Sorulan Sorular

1. Ne kadar süredir seyahat ediyorsun?

12 senedir seyahat ediyorum. (Her sene yaklaşık 5-6 yeni ülke gördüm.) Seyahat etmek de yaptıkça geliştirilen bir şey. İlk senelerdeki seyahatlerimizi düşündükçe tecrübesizliğimize gülüyorum. Öyle saçma ve komik şeyler yaşadık ki… Mevlana’nın dediği gibi hamdım piştim yandım durumu bizim seyahatler… Belki de bu yüzden tecrübelerimi geniş kitlelerle paylaşmak istiyorum… (Ara ara bu komik olayları bloga yazmayı planlıyorum.)

2. Gezi rotalarına nasıl karar veriyorsun?

Sene sonunda gelecek sene için seçilmiş en iyi destinasyonlar gibi yazıları mutlaka okuyorum çünkü bu tarz yazılar bana destinasyon seçerken fikir verebiliyor. Düzenli takip ettiğim seyahat dergilerinin tüm yazılarını okuyup ilham verenleri mutlaka görülecekler listeme ilave ederim. Son zamanlarda instagramda takip ettiğim sıra dışı gezginlerin fotoğrafları da gideceğim yer açısından ilham veriyor. (Takipçi kaygısıyla birbirini taklit eden yeni nesil instagram gençliği benim için sıra dışı gezgin değildir!)

3. Gittiğin ülkelerin yerel lezzetlerini denemeye açık mısın?

Her yerel lezzeti denemeye açık değilim. Afrika’da çeşitli av hayvanlarının etlerini yesem de Fas’ta salyangoz yemeğe cesaret edemedim mesela 🙂

Doğum iznine ayrıldıktan sonra evde yemek yapmak için daha fazla zamanım oldu. Hatta inanılmaz keyif almaya başladım. Gittiğimiz yerlerde ilk defa yediğimiz  ve beğendiğimiz lezzetlerin tarifini internetten araştırıp evde de yapıyoruz. Hatta o yemek için yaşadığımız yerde bulamayacağımız malzemeler varsa onları da taşıyoruz eve valizimizin içinde 🙂 (Güney Kore’den sushiyi sarmak için yosun bile taşıdık.) Yemeğin yanında mutlaka o ülkeye ait sevdiğimiz müzikleri dinler, yanında getirdiğimiz geleneksel içeceklerinden içeriz.

Kulağa tuhaf gelebilir fakat yemeklerin hikayesini araştırmaya da bayılıyorum.

4. Her sene yeni yılda farklı bir ülkede misin?

Yeni yıla yeni bir ülkede girmek benim için mutlulukların en büyüğü…

Eşimle evlendiğimizden beri bu hayalin peşinden koşuyoruz eskiden çok daha rahat gezebiliyorduk fakat kızımız olduktan sonra hayallerimizdeki yeni yıl rotalarını gerçekleştirmek her zaman mümkün değil. Çocukla gezilebilecek şehir ya da ülkeler tercih etmeye başladık.

Blogdaki yazılarımdan biri Japonya‘da geçirdiğimiz yeni yılı anlatıyor.

5. Nasıl bu kadar çok seyahat edebiliyorsun?

Erasmus öğrenci değişim programı ile yurt dışına çıktığımdan beri durmadan geziyorum diyebilirim.

Öğrenciyken düşük bütçeli seyahatler ön plandaydı. Backpacker (yani sırtçantalı) gezdik. Ek masraf çıkmaması için trenlerde / otobüslerde seyahat ederek geceyi geçirdik. Hostel ya da pansiyon bulamadığımız zamanlar tren istasyonu, havaalanı gibi yerlerde bile sabahladık. Eşimle Türkiye’de çalıştığımız dönem de Euro/ Türk lirası paritesi henüz iyiydi. Senede 4-5 defa yurt dışı tatili yapabiliyorduk. (Genelde sezon dışı zamanlarda biletler uygunken ya da uçak saatlerinin saçma olduğu saatleri seçerek.) Fakat bu yurt dışı tatillerimiz sadece Avrupa’daki destinasyonlarla sınırlıydı. Yurt dışına taşındıktan sonra izin günlerimiz arttığı için daha da fazla tatile gitmeye başladık. Hayatımızdaki büyük masraf kalemlerini azaltarak tatil bütçemizi arttırdık ve kaldığımız yerleri (otel vs.) daha iyi seçmeye başladık. Ayrıca daha uzak destinasyonlara seyahat etmeye başladık. Kızımız olduktan sonra her hafta sonu bir yerlerde değiliz artık. Yani seyahatlerimiz azaldı. Kalacağımız yerdeki konfor ve kızımın günlük rutinlerini bozmamak seyahatte önem verdiğimiz konular içinde bizim için ilk sırada. Oteller konusunda, çocukla seyahat eden biri olarak, daha da seçiciyiz.

Hayatı minimalist yaşıyoruz. (Less is more!) Lüks tüketim konusunda daha dikkatliyiz. Çünkü hem temel ihtiyaçlar yani ev, araba gibi şeyler olmalı ama her sene hayatımıza renk katacak kadar gezi bütçemiz de olmalı. Sanırım tüm mesele işte bu denge.  Evini, arabasını satıp dünya turuna çıkan arkadaşları takdir ediyorum. Bizim için gezmek o boyutta değil. Çalışma hayatımızdan arta kalan zamanla kısıtlı.

Seyahat ederken tüm bütçe gruplarında gezmeyi denediğim için (Sırtçantalı olarak da lüks tura katılarak da) gezi rehberlerimi hazırlarken tek bir bütçeye hitap etmemeye çalışıyorum. Benim rehberimi / rota bilgilerimi her bütçe grubu rahatlıkla uygulayabilir.

6. Seyahatleri evde kim planlıyor?

Eşim çok detay planlamaktan yani saatlerce uğraşmaktan pek hoşlanmıyor hatta benim gibi durmadan seyahat/ rota konulu yazıları okumaktan da keyif almıyor. Aslında o da iyi plan yapar ama ben konuya fazla mükemmeliyetçi yaklaştığım için plan aşamasında ihale bana kalıyor. (Kaşınıyorum yani değil mi:)) Ben geziye çıkmadan tüm detayları planlamaktan yanayım. O bazen esnek plan yapmak istiyor.

Son zamanlarda rota konusunu ben üstleniyorum. O kalacağımız otellerde ön eleme yaparak bana seçmek için 2-3 tane oteli listeliyor. Araba kiralama, havaalanı park yerleri gibi konulara hiç karışmıyorum, tüm sorumluluk ona ait 🙂

Geçenlerde gezmek için eşini nasıl ikna ediyorsun gibi bir soru gelmişti. Eşim gezi sırasında çok yürümekten ve gün içerisinde çok sıkışık plan yapılmasından hoşlanmıyor. Bir de son zamanlarda gördüğümüz şeylerin sürekli tekrarı olduğunda fotoğraf çekmeye bile üşeniyor. (Hatta sırf o üşengeçlik yüzünden blog yazarken önemli yerlerin fotoğraflarında eksiklik olduğunu fark ettim.) Senelerdir birlikte gezdiğimiz için onun hassas olduğu bu noktalara daha dikkat ederek onu yeni gezilere motive edebiliyorum! 🙂

Ben çocukla gezmek konusunda daha açık görüşlüyüm, evet zor ama imkansız değil. Eşim kızımla yaptığımız bir sürü gezi sonunda hala çocukla gerçekten gezilemeyeceğini düşünüyor. 🙂 Ben ondan habersiz uçak bileti almaya hala devam ediyorum! 🙂

7. Annelik ve gezgin ruh…Gezgin ruh çocuk yapmalı mı?

Çevremde gördüğüm gezgin annelerin çoğu çocuktan sonra hayal kırıklığına uğradı çünkü çocuktan önceki gezi temposu ve gidilen rotalar çocuk olduktan sonra komple değişiyor.

Eğer siz de bizim gibi her ay ya hafta sonu tatili ya da resmi tatilleri birleştirerek 4-5 günlük seyahat yapabilen biriyseniz çocuğunuz olduktan sonra yavaşlayan temponuz benzer etkiler yapacaktır. (Bu konuda okuduğum bloglar maalesef gerçekçi yazmamış.) Hatta doğum izni sonrası (annelik izni sırasında) alıştığınız iş temponuzu evde kaldıktan bir süre sonra özleyebilirsiniz.

Buna rağmen gezgin ruh evet çocuk yapmalı. Çünkü bir çocuk sahibi olmak ona annelik yapmak yaşanılan en doyumsuz mutluluklardan biri.

Anne olmak demek budistler gibi yalnız kalıp, ruhani boyutta yaşamak demek değil. Tüm vaktinizi bebeğinizin/ çocuğunuzun ihtiyaçları alıyor olabilir. Hatta bu dönem hiç olmadığı kadar asosyal de olmuş olabilirsiniz fakat minik geziler yaparak ruhunuzun gezmek, keşfetmek tarafını doyurup hayatınıza renk katmak da önemli! Çünkü annenin mutluluğu daha pozitif bireyler ve sağlıklı aile ortamı demek! 🙂

Gezmek kelimesinin sınırları her bireyde farklılık gösterir. Çocukla yapmaya çalıştığınız gezinizin sınırlarını da en iyi siz bilirsiniz. Biz şu an kızımla çoğunlukla Avrupa civarında (yani sadece yakın rotalar) minik geziler yapabiliyoruz ve bunlar bize inanılmaz mutluluk veriyor. Hayallerimizde Avusturalya, Yeni Zelanda, Brezilya’daki Amazon ormanları var. Bunları çok sevdiğimiz bir varlık yani kızımız için erteledik ve bu durumu bu şekilde kabul ettik. O büyüğünde hep birlikte uzak rotaları keşfetmeyi iple çekiyoruz.

Pozitif açıdan da bakmanızı isterim. Okumayı, araştırmayı, keşfetmeyi ve gezmeyi seven gezgin ruhlu anneler çocuğuna tüm bu öğrendiklerini öğretebilir. Çocuklar en çok annelerinden öğreniyor, değil mi?

Yani gezgin ruhluların anne olması için bu sebep bile yeterli!

Bu sadece benim yorumum peki siz ne düşünüyorsunuz?

8. Anne-kız kombinlerini nereden alıyorsun?

Bebeklik fotoğraflarıma baktığımda en keyif aldığım şeylerden biri annemin bana diktiği kıyafetlerdi. Bebeklik ve çocukluk dönemimde bana özenle öyle çok şey tasarlayıp dikmiş ki… Benim hissettiklerimi ileride kızımın da hissedebilmesi için annemi seneler sonra dikiş makinesinin başına oturması için ikna ettim. Kumaşları internetten aradım. Ziyaretlerimiz sırasında çeşitli ülkelerden aldım. En çok çeşidi amerikan kumaş pazarı fabricden buldum. Tasarımlarını kendim yaptığım elbiseleri annem dikti. Bizim için en önemlisi yeni bir şeyler üretmekti ve annemle birlikte çok keyif aldığımız bir hobimiz oldu.

Aşagıdaki fotoğraflardaki kıyafetler bizim eserimiz 🙂

9. Gezme konseptin nedir?

Eskiden bir ülkenin başkentini görmek turistik şeyleri aynen listedeki gibi yapmak benim için çok keyifliyken, yaptığımız bir sürü seyahatin ardından artık ülkede uzun süre kalmak, farklı şehirlerini görmek, turist gibi değil de ülkenin yerlisi gibi dolaşmak daha çok keyif veriyor.

Gezerken zincir restoranlardan, cafelerden de mümkün olduğunca uzak duruyorum. (Bir ülkeyi gezerken Starbucks’da kahve içersem o ülkeye boşu boşuna gitmişim gibi hissediyorum. Çünkü bu tarz şeyleri Türkiye’deki herhangi bir artık AVM’de yapar hale geldik!)

En keyif aldığım şeyler ise daha önce denemediğim bir konseptte konaklamak, ülkeye özgü bir etkinliği izlemek ya da yerel bir düğüne katılmak gibi şeyler…

Unutamadıklarım arasında Rusya’da Kuğu gölü balesini izlemek, New York ve Tokyo’daki yeni yıl kutlamaları, 21 gün boyunca Afrika’da 4 ülkede kamp yapmak yani çadırda kalmak. Afrika’da gece safarisi yapmak, Japonya’da çay seramonisine katılmak, üç kişilik bir uçakla Almanya-Avusturya Alpleri üzerinde dolaşarak Neuschwanstein şatosunu gökyüzünden görmek, İspanya’da boğa güreşi izlemek ve birçok yerel festivala katılmayı sayabilirim.

Çok bilinen rotalar yerine az bilinen yerler ve hatta ülkeler beni inanılmaz çekiyor. Hamileyken Rusya’nın Sibirya Bölgesi (Baykal gölü) ve Moğolistan gezimizi iptal ettiğimiz zaman üzüldüğümü itiraf etmeliyim. 🙂

10.Gezme tutkun nasıl başladı?

Klasik cevap olarak yurt dışına Erasmus öğrenci değişimi programıyla çıktığım zaman bana bir şey oldu ve gezme tutkum başladı demeyeceğim. Çünkü bu benim gezebilmem için sadece önüme çıkan bir fırsattı.

Ben her insanda gezme tutkusunun ailede filizlendiğini düşünüyorum. Benim ailem de herkes gezmeyi çok sever.  86 yaşındaki anneanneme hadi gezmeye gidiyoruz dediğimizde nereye diye sormadan çantasına iki üç parça kıyafetini koyup 5 dakikada hazır olur.

Kızım olduktan sonra gözlem yapma konusunda kendimi aşmış olabilirim. Çocuklar hayata karşı geliştirdikleri esnekliklerini, tatile bakış açılarını birebir ailelerinden kopyaladıklarına inanıyorum artık.

Ailemle de arabaya atlayıp plansız programsız Ege kıyılarını dolaşırdık, Doğu Karadeniz’e giderdik. Bungalov’da kalırdık. Çadır tatili de yapardık. Pansiyon ve otellerde de konaklardık. (Hatta yer sıkıntısı olduğunda araçta bile yatmak zorunda kalmıştık.)

Çocukların gezmeye ve yeni deneyimlere belki de büyüklerden daha çok ihtiyacı var. Neden mi? Çocukluğuma ait unutmadığım tatillerimden biri (anne ve babam olmadan) abim ve arkadaşlarının yeğenleriyle yaptığımız (benim yaş grubuma ait diğer çocuklarla birlikte) çadır kampı tatiliydi. Hatırladığımda hala nasıl mutlu olurum, anlatamam!

Bu yüzden çocukları dört duvar arasında yetiştirmekten vazgeçip, küçücük yaşlarında bile onlara bol bol yeni deneyim imkanları sunmalıyız. Bunun için ciddi bütçeye ihtiyacımız yok. Doğada yapılan basit bir kamp bile çocuklar için inanılmaz farklı bir deneyimmiş, yeni farkına vardım! 🙂 Yani yeni deneyim demek satın alınan pahalı, yeni bir oyuncak demek değildir hatırlatmak istedim! 🙂